Başbakan Erdoğan dikkatleri çekmeyi seviyor ve bu yolda uluslararası zeminleri kullanmayı iyi biliyor.
Nükleer Güvenlik Zirvesi nedeniyle gittiği Amerika’da CNN’in ünlü röportajcısı Christian Amanpour’a söyledikleriyle yine gündem yaratmayı başardı.
Erdoğan zirvede, Obama’nın getirmeye hazırlandığı yeni yaptırımlara karşı İran’ı açıkça kollayan bir duruş sergiledi. Hatta bu uğurda İsrail’le olan ilişkileri daha çok riske sokmaktan bile çekinmeyeceğini açıkça belli etti.
Bilindiği gibi İran nükleer yakıt programını durdurması yönündeki çağrıları dinlemiyor ve zenginleştirilmiş uranyum üretimini tehditlere rağmen sürdürüyor.
Türkiye’nin devlet politikası aynı noktaya geldi mi belli değil ama Başbakan Erdoğan, İran’ın nükleer programının barışçıl amaçlar taşığına inanıyor. Batılı müttefiklerine karşı Tahran’a neredeyse kefil oluyor.
İran ortağımız mı?
Erdoğan CNN’e Türkiye’nin İran’la 17’nci yüzyıldan bu yana stratejik işbirliği içinde olduğunu belirterek “Bir çözüm bulabileceğimize inanıyorum. Diplomatik çözüm için buradayım” dedi.
Bunun yanında aynı hassasiyetin nükleer silâha sahip İsrail’e karşı niçin gösterilmediğini sordu.
Başbakan Erdoğan “çare diplomasi” derken yerden göğe haklıdır. Nükleer yarış felâketini durduran ve koca Sovyetler imparatorluğunu paramparça eden mucizeyi diplomasi yaratmadı mı?
Yalnız Başbakanımızın bir yanlışı var: İran bizim stratejik müttefikimiz değildir ve olamaz. Çünkü Türk-İran geçmişi özellikle İran açısından bir kıskançlık ve rekabet tarihidir.
Türkiye’nin güvenliği için İran nükleer silâha sahip olmamalı. Fakat Türkiye şu andaki duruşu ile bölgede atom silâhı olmasın kararlılığını değil “Madem İsrail’de var, İran’da da olsun” hesabı güdüyor görüntüsü vermektedir.
Ölçüyü epey kaçırdık
İslâm Konferansı Örgütü’nün ve Arap Birliği’nin gazına geliyor muyuz sorusunu sık sık sormalıyız kendi kendimize. Elbette Türkiye gücünü bölgesinde haksızlığa ve zalimliğe karşı kullanmalı.
Ama ölçüyü kaçırmadan. Kraldan çok kralcı olmadan.
ABD Kongresi’nde “Ermeni soykırımı” tasarısı geçen ay bir eşik atlarken, Orta Doğu’da petrol vanalarını kontrol eden krallardan, emirlerden, şeyhlerden hiç değilse biri Başkan Obama’ya “Türkiye bizim dostumuz; ona haksızlık etmenin, Tayyip Erdoğan’ı üzmenin artık bir maliyeti olacaktır” diyemez miydi?
En azından “one minute” hatırına biri kaşlarını çatamaz mıydı?
Bu soruyu Başbakan, son zamanlarda sık sık “aslansın” diye sırtını sıvazlayan, onu şeref nişanlarına, deve yükü ödüllere lâyık gören din kardeşlerimize sormalıdır.
Bir de İran’a komşu olarak verdiği desteği asla kefalet düzeyine çıkarmamalıdır.
Dışa kapalı bir teokrasi rejimi diye İran’a düşman olacak değiliz.
Ama dostluğumuzu verirken ölçülü olalım.
Gaza gelmeyelim
Haberin Devamı

