Ermiş Halil Cibran “Acılarınızın çoğu kendinizce seçilmiştir” diyor.
Ne kadar haklı?..
Japonya’da kimsenin burnunun kanamasına sebep olmayan büyüklükte depremlerin bizde yüzlerce, binlerce hayata mal olması, sadece kendimizi sorumlu kılıyor.
İlk insandan bu yana biriken en zengin tecrübe doğal olaylara karşı hayatta kalma konusunda birikmiştir. Eğer biz 5-10 yıl aralıklarla yaşadığımız büyük depremlerde hiç azalmayan can kayıplarına uğruyorsak suçu kendimizde aramalıyız.
Van ve Erciş gösteriyor ki kaderini insanlar bir yerde kendileri seçiyor...
Mersin Yapı Müteahhitleri Derneği Başkanı “Aynı sarsıntıya maruz kalan iki binadan biri ayakta kalıyorsa, yıkılan binayı sorgulayabiliriz. Müteahhidin iş ahlâkına ne derece sahip olduğu sonuçtan bellidir” dedi.
Hepsi bu değil tabii. Hele müteahhitlik yapmanın herhangi bir eğitim ve beceri şartına dayanmadığı Türkiye’de...
Dernek Başkanı Nesim Ekinci “Yapı iznini veren kamu görevlisi ile inşaatı yapan firmadan başlayarak evi satın alan vatandaşa kadar herkes sorumludur” diyor.
Dün işte bu nedenle “hırsız müteahhit”ler teşhir edilirken yapıları sapasağlam kalan müteahhit firmaların da halka duyurulması gerektiğini yazmıştım.
Dürüstlüğü deprem sınavından geçmiş firmaların topluma tanıtılması, sorumsuz müteahhitlerin hayat alanını daraltacaktır.
Dün VATAN muhabirlerinin gönderdikleri haber acıklı bir komedi gibi.
Erciş’te en ağır can kaybına Ölmez İnşaat’ın yaptığı apartman sebep oldu.
Salih Ölmez’in yaptığı Sevgi Apartmanı’nın enkazında 20’den çok insan öldü.
Sevgi adı ne ifade ediyor? İnsan sevgisi veya meslek sevgisi değil herhalde.
VATAN muhabirleri bu müteahhidi, villâsının bahçesine çifte Kızılay çadırı kurdururken yakaladı.
Güvenilmeyecek inşaatı en iyi o biliyor olmalıdır. Ve herhalde ondan dolayı kendisi Ölmez’dir, müşterileri de ölüp dururlar!
Artık bu utanca son verelim.
Teknik otorite olarak, kamu otoritesi olarak deprem yıkıntıları üstünde “kimse var mı?” diye bağıracak yerde, inşaat başlarken orada olup “mühendis var mı?” onu soralım.
Ve bu değişimi hemen yapalım.
Aksi halde G-20 fiyakamız bozulacaktır.
Oradaki G “gelişmiş” diye değil “gariban” diye okunacaktır!
Bu toplantı olmadı
Meclis dünkü kapalı birleşiminde terörü konuşacaktı ama hakkıyla konuşamadı.
Çünkü Başbakan Meclis’e gitmedi.
Prens Sultan Bin Abdülaziz El Suud’un vefatı nedeniyle taziye ziyareti için Suudi Arabistan’a gitti.
Muhalefet haklı olarak Başbakan’ın tutumunu eleştirdi. Taziye ziyareti ertelenebilir ya da Meclis’teki terör oturumu başka güne kaydırılabilirdi.
İktidar grubu öneriyi kabul etmediği için gerçek muhatabını bulmayacağını bildikleri soruları milletvekilleri sormadılar.
Böyle önemli birleşimlerde Başbakan bulunmadığı zaman Meclis boşalmış gibi oluyor, muhatap yokluğu doğuyor.
Bu önemli bir sorundur.
Ama iktidardan önce muhalefetin sorunudur.
Başbakan eğer gücünü bu şekilde kullanarak bir yerde muhalefeti küçümsüyorsa çareyi elbette muhalefet arayıp bulmak zorundadır.
Böyle davranan Başbakan’a bedel ödeteceği korkusunu veren bir muhalefete acilen ihtiyaç var.
Belki en çok Başbakan’ın ihtiyacı var.
Çünkü güç ve aşırı güven duygusu daha büyük yanlışları da yaptırabilir!
Gariban!
Haberin Devamı

