Garantiyi hukuk versin

Haberin Devamı

Pişmanlığın temiz sularında arınmak demokrasinin en çekici ve umut veren erdemidir.

Yeter ki bu imkânı kullananlar samimi olsunlar...

Dün Başbakan’ın AKP il başkanlarına söylediklerini dinlerken bunu düşündüm.

Korkunun ülkeye egemen olduğu iddiasını şiddetle reddeden Başbakan, muhalif yazarlara öfkeli suçlamalar yöneltiyor, sonra da kitlelerin duymak istedikleri şeyleri söylüyordu:

“Her bir vatandaşımın endişesi, bizim endişemizdir. Bize oy versin vermesin, bizi sevsin ya da sevmesin her bir vatandaşımın yaşam tarzı bizim namusumuzdur. Bizim teminatımız altındadır.”

Bu sözleri Başbakan Erdoğan’ın taahhüdü olarak tarihin tanıklığına kaydetmek istedim.

Yoksa inandığım için değil.

Seçim sonrası yaptığı balkon konuşmalarının buz üstüne yazılmış yazılardan daha uzun ömürlü olmaması Başbakan’ın endişeli kitle üstünde güven uyandırmasını zorlaştırıyor.

Başbakan “Lütfen 8 yıl önceki özgürlüklere, demokrasi kalitesine bakın bir de bugünküne ve kararınızı öyle verin.. Konuşanın susturulduğu, yazanın hapsedildiği bir Türkiye’den herkesin kendini özgürce ifade edebildiği bir Türkiye’ye ulaştık” dedi.

Çizilen Türkiye resmi gerçekçi değil.

Sekiz yıl önce AKP iktidarının ilk döneminde büyük bir kesim yine korkuyordu ama şimdi daha çok korkuyor.

Çünkü yaşanan tecrübeler insanlara korkmakta ne kadar haklı olduklarını öğretmiştir.

Geçen zaman endişelerin sebepsiz olmadığını göstermiştir.
Başbakan’ın korku ve endişe taşıyan kitleyi rahatlatma çabasını takdir ve teşvik etmek elbette herkesin görevi olmalıdır.

Ama Başbakan “Milletim korkmasın” derken kendisini teminat gösteriyor.

Korkunun temelindeki gerçeğin hukuk güvenliğinden ve hukuk devletinden her gün biraz daha uzaklaşmak olduğunu kabul etmiyor.

Gerçeği görmeli; yargı erki bağımsızlığını kaybettikçe korku büyüyecektir.

Başbakan “Durmak yok yola devam” dedikçe halk onun yanlışını fark edip doğruyu aradığına inanmayacaktır.

Her delil önemli

Economist dergisi Türkiye’de muhalif seslere hoşgörünün iyice azaldığını yazdı.

DGM’lerin güncel uyarlaması olan özel yetkili mahkemelerin karar ve işlemleri dünyaya bu izlenimi veriyor.

Dün NTV’deki “Yazı İşleri” programına bağlanan Odatv Yayın Koordinatörü Doğan Yurdakul, Soner Yalçın ve iki arkadaşının tutuklanmasına “dijital korsanlık” yoluyla üretilmiş bir dosyanın sebep olduğunu iddia etti.

Avukatlar bu delili sunmuşlar ama hâkim “Bu teknik bir konu, beni aşar; itirazınızda kullanırsınız” demiş ve tutuklama kararını vermiş.

Hürriyet’te Ertuğrul Özkök dün Balyoz iddianamesindeki delillerle ilgili askeri bilirkişi heyeti raporundan bölümler yayınladı.

Bilirkişiler, onlarca delilin saptırma amaçlı olduğunu söylüyorlar.

Tarafsız hukukçular, özel yetkili mahkemelerin sanıklar lehindeki delilleri değerlendirmekte çok istekli davranmadıklarından yakınıyorlar.

Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, meslektaşlarını bu konuda daha inandırıcı olmaya çağırırken “kaygılarım var, bunlar giderilmeli” diyor.

DİĞER YENİ YAZILAR