Tayyip Erdoğan’ın dünkü konuşmasını dinleyen bir yabancı onun 8 yıldır Başbakan olduğuna asla inanmazdı.
Üstelik bizim Başbakan, anayasa değiştirecek çoğunluğa sahip bir meclis çoğunluğuna kayıtsız şartsız hükmeden bir gücü temsil ediyor.
Başbakan’ın devletin bazı kurumları ve halkın belli bir kesimi ile kavgalı olduğunu çocuklar bile anlar. Kendisine ters düşen kişi ve çevreleri cevaplarken seçtiği sözcükler ve sesinin tonu, demokratik bir toplumun normlarına uymuyor.
Çünkü tehdit algısı yaratıyor.
Kavgada söyleyebileceği sözlerin sınır tanımayacağı duygusunu uyandırıyor.
Dün partisinin il başkanları toplantısında konuşurken gündemin bütün tartışma konuları hakkındaki görüşlerini muhataplarını adeta sözle döverek açıkladı.
“Herkesin yaşam tarzı güvencemiz altındadır” dedi.
Kimsenin ne kadar viski, bira tükettiğini sormadıklarını savunurken, kendisi ile anılan sözlere unutulmayacak bir yenisini ekledi:
“İsteyen istediği kadar içiyor. Aksırıncaya tıksırıncaya kadar içiyor!”
Sağlık ve gençliği koruma gerekçeleriyle alkol tüketimini caydırmaya yönelik tedbir alan bir hükümet başkanı, bu alandaki eleştiriler karşısında bu kadar sinirlenmez.
Başbakan’ın asabiyeti, içkiye ulaşmayı zorlaştıran uygulamaların sağlıktan öte dini emirlerden ilham aldığı şüphelerini güçlendiriyor.
Kusuru nerede aramalı?
Türkiye global ekonomik krizin sarsıntısını yıkılmadan atlattı, ekonomik performansının gücü ile dış politikada yeni fırsatlar yakaladı bölgenin lider ülkesi haline geldi.
Ama keyfini çıkaramıyoruz.
Çünkü laik rejim tehlike altındaysa o başarıların fazla bir önemi kalmaz.
Kötü bir hastalığa yakalanan insana piyango çıkması, her yatırımından çok para kazanması neye yarar ki?
Eğer AKP iktidardaki dokuzuncu yılında hâlâ “Acaba rejimi değiştirir mi?” şüphesinin hedefi olmaya devam ediyorsa Başbakan kusuru başkalarında aramamalıdır.
Mesela önceki gün Katar’da “kamuda türban” konusunu soran gazetecilere bunun hak olduğunu, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girmesi sayesinde bu sorunun çözüleceğini, yani türbanın kamuya gireceğini söylemiştir.
Şimdi “İktidar bireysel başvuru hakkını demek ki türban yasağını kaldırmanın yolunu açmak için halkoyundan geçirmiş” diyenler haklı çıkmayacak mı?
Bu kafa ile huzur zor
Başbakan “Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı geliyor.. Bireysel başvuru yeni bir süreç başlatacak, bu hak mücadelesinde er ya da geç bir noktaya varılacak” diye konuştu.
Anayasa Mahkemesi üyelerini iktidarın seçtiği yeni dönemde, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerini korumak dahi kolay olmayacaktır.
Nereden nereye geldik?
Anayasa Mahkemesi AKP hakkında açılan kapatma davasını hükme bağlarken bu partinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna karar vermiş fakat kapatma yerine para cezası uygun görmüştü.
Mahkeme Başkanı bunun “çok ciddi bir ihtar” olduğunu söylemişti.
Dava türban sebebiyle açılmıştı. Mahkeme Başkanı’nın ihtarı, “bir daha aynı tehlikeli sulara girmeyin” tavsiyesi taşıyordu.
Ama yıllar geçti ve şimdi bakıyoruz ki AKP yine aynı iddianın peşinde.
Şu farkla:
İktidar mahkemenin verdiği karara uymamamış, mahkemeyi amacına hizmet edecek yapıya uydurmuştur.
Başbakan “Herkesin yaşam tarzı güvencemiz altındadır” diyor ama...
Yargı denetimi ile sigortalanmamış bir garantiye kim inanır da huzur bulur?
Garantisi yok!
Haberin Devamı

