Suriye’deki iç savaşın Türkiye’ye açtığı zorlukları PKK fırsat sayarak değerlendiriyor.
Hele Türkiye Suriye’yle kapışacak olursa, PKK’nın dayatmaları için çok daha elverişli bir ortam doğacaktır.
Dün Suriye füzelerine karşı Türkiye’yi savunacak “Patriot”lar için bir NATO heyetinin Diyarbakır’a geldiği söylendi.
Keşke Patriot’lardan önce aklımızın başımıza geldiğini bize anlatacak bir haber gelseydi!
Başbakan’ın “Kurulan tuzaklardan haberdarız. Bizi çekmek istedikleri bataklığa girmeyiz” sözleri önemlidir ama yeterli güvence değildir.
Obama’nın ikinci döneminde ekonomik meselelere yoğunlaşacağını, Suriye işini “Türkiye’yi kullanarak halledeceğini” New York Times’ın tanınmış yorumcusu Friedman’dan öğrenmiştik.
Çok geçmeden Suriye’deki belâya, yeni bir püsküllüsü eklendi.
Hayal peşinde koşarken
İsrail’in Hamas’ın askeri kanat lideri Cabari’yi hava saldırısıyla öldürmesi, risklerimizi artıracaktır.
Dün Hamas çağrı yaptı:
“Türkiye’nin İsrail saldırısına karşı diplomatik ve popüler bütün çabasını göstermesini istiyoruz..”
Durmadı. Türkiye’nin “mesuliyetini üstlenmesi” gerektiğini de söyledi.
Hamas bizden ne bekliyor?
Onlara ne sözü vermiş olabiliriz?
İsrail Başbakanı Gazze’ye hava saldırısının süreceği işaretini verdi.
Eskiden olduğu gibi saygın bir barış yapıcı pozisyonunda değiliz. Hayal peşinde koşarken hayaletler galerisine düştük.
Başımız dışarıda olduğu kadar içeride de derttedir. İçerideki dert PKK güdümlü açlık grevlerinden geliyor.
İktidar, grevdeki cezaevlerinden -Allah korusun- bir cenaze kalkması durumunda olacakları hesap etmelidir.
“Hesap edip de ne yapsın?” diye sorabilirsiniz. İktidar sorumluluktur, o çaresini bulacak.
Kimse ölümü çağırmasın
Mesela BDP’lilerle atılmış diyalog köprüsünü kurmak iyi bir başlangıç olabilir.
Dış sorunlarla bunaldığına bakıp aşırı taleplerle hükümete çullanmak, ölüm orucu şantajı yapmak, adi bir fırsatçılık, açık bir düşmanlıktır.
Açlık grevinde ölümün ne kadar vahim olayları tetikleyeceğini iktidar kadar eylemin sorumlusu durumundaki BDP milletvekilleri de hesap etmelidir.
Yürüttükleri siyaset asla devletin dış meselelerle boğuşurken düşeceği zaaftan yararlanma fırsatçılığı olmamalıdır.
“Kürt sorununu Başbakan çözer” diyen Leylâ Zana da açlık grevine katıldı.
Görevi, ölümün eşiğine gelmiş insanları mezara değil hayata kazandırmaktır.
Hükümetin “Kürtçe savunma” konusunda Meclis’e sevk ettiği tasarı üzerine “Bu kazanımla açlık grevleri önemli bir amacına erişmiştir. Diyaloğa şans vermek için burada duralım” diyebilirdi.
Parti olarak diyebilirlerdi.
O şans hâlâ var!
Fırsatçılık zamanı değil
Haberin Devamı

