Abdüllatif Şener, AKP’yi kuran takımın zamanında uyanarak hareketi terk eden ilk üyesidir.
Başbakan’ı ve yanındakileri ondan daha iyi değerlendirecek birini bulmak adeta imkânsızdır.
Şener AKP’yi zirve sayılacak bir mevkideyken bıraktı. Ayrılışına sebep gösterdiği gerekçeleri “çıkar çatışması” bahaneleri ile kirletmek kolay değildir.
Liderinin Temmuz 2007 seçimlerini kazanınca neler yapmaya hazırlandığını bildiği için, yolsuzlukların ve rant soygunlarının hangi boyutlara ulaştığını gördüğü için milletvekili seçilmeyi bile istememiştir.
İktidar eylemlerinin sorumluluğuna milletvekili düzeyinde dahi ortak olmaktan korkmuştur.
Yani ortada AKP’ye yönelmiş bir muhalif duruş yoktur, devlet yağmasından uzak durma tedbiri vardır.
Türkiye’nin zorluğu, demokrasisinin takım taraftarı inadına sahip seçmenlere dayanıyor olmasıdır. Bu yüzden geçişler sert ve sarsıcı oluyor, iktidar değişiklikleri için yüksek bedel ödeniyor.
Abdüllatif Şener’in AKP’ye yönelttiği eleştirileri bu bakımdan önemsemek lâzım.
Yaptığı uyarıların AKP tabanında yankı bulması şansı, CHP ve MHP’den gelen eleştirilere oranla elbette daha yüksek olacaktır.
Güvenilir uyarıcı
Şener’in “32. Gün”e yaptığı açıklamalar sarsıcıdır. Gerçeğe en yakın teşhislerdir:
“Asıl faillerin Türkiye’de olduğu bilindiği halde olayın üzerine gidilmiyor.”
“Başta sayın Başbakan olmak üzere iktidardaki bazı önemli isimlerin bu davada adı geçen isimlerle büyük yakınlık içinde olduğunu görüyoruz. Yani bir iç içelik var kollama var.”
“Başbakan konunun üzerine gidilmesini engelliyorsa bu hadise Almanya’daki gibi şeffaf bir şekilde kamuoyunun önüne getirilebilir mi?”
“Hükümet etme biçimi (AKP) benim anlayışım değil. Dürüst, namuslu ve kamu mallarını koruyan anlayış burada yok.”
“Bu dönemin imar değişiklikleri Cumhuriyet tarihi boyunca yapılanlardan fazladır.”
Bundan daha açık, daha ağır suçlama olamaz. Abdüllatif Şener, Başbakan’ı ve AKP iktidarını suç ortaklığı kurmakla suçlamaktadır.
Başbakan’a açık, net “Bu işin içinde, hatta başındasınız” demeye getiriyor.
Neden katlanıyor?
Bu kadar açık yazılmadığı halde Başbakan Erdoğan medyaya demediğini bırakmamış, demokratik saygınlığını yerle bir etmek pahasına seçmenlerini boykota, yani gazete almamaya çağırmıştı.
Peki şimdi Şener’in kendisini ve iktidarını yerin dibine batıran suçlamalarına nasıl katlanıyor, neden en küçük bir karşılık vermiyor?
Onu, Şener’in sahip olduğuna inandığı sırların kavgada açığa çıkacağı ve bundan ağır yara alacağı korkusu mu susturuyor, yoksa Deniz Feneri eksenli bir tartışmadan galip çıkma ihtimalinin sıfır olduğunu bilmesi mi?
Çünkü Başbakan’ın bu kirli işin içinde en azından koruyucu olarak bulunduğu yalnız Abdüllatif Şener’in iddiası değildir.
İki kamuoyu araştırması, halkta da bu yargının gitgide yaygınlaştığını gösteriyor.
Sonar anketinde katılımcıların yüzde 31,8’i Başbakanlıkla Deniz Feneri davası arasında bağlantı kurarken “Political Researcher Strateji Geliştirme Merkezi”nin anketinde olayı Başbakan’la ilişkili görenlerin oranı yüzde 47,8’e kadar yükselebilmektedir.
Türk seçmenine Deniz Feneri’nin hayli yardımı dokunacak galiba!
Fener ışığında uyanış başladı
Haberin Devamı

