Tatilin rüzgâr gibi geçtiğine mi yanmalıyım yoksa bu sürenin yokluğumda hiçbir çözüme yaramadığına mı?
Bizim mahalle ben giderken zaten bölünmüş haldeydi. Döndüm ki kalemler zehre bulanmış hançer misali daha beter dehşet saçıyor.
Nara atan bir yazı belki heyecan verici olurdu ama bu bana uymuyor. Üstesinden gelmek zorunda olduğumuz korkular, bölünüp dalaşmayı değil, kafa kafaya verip ortak çıkış yolları bulmayı gerektiriyor.
Seksen beş yıllık cumhuriyetin kazanımları ortak bir zemindir ama nankörlük illeti buluşmayı önlüyor. En tuhafı da AKP’ye taktik ve propaganda desteği veren eski solcuların Atatürk’e ve kazandırdığı değerlere, eski ve yeni Milli Görüşçüler gibi bakması.
Yeni anayasa taslağını sipariş eden zihniyetin elinde Türkiye’nin Malezya’ya doğru sürüklendiği korkusuna kapılanlar somut kanıtlar gösteriyorlar. Ama iktidar sözcüleri ve AKP’ye servis veren kalemler “Korkmayın, bir şey olmaz” diyor, yetmediği yerde hakaret ediyor.
Fark kaybolursa
Aynı basma kalıp savunmayı New York’taki bir toplantıda Başbakan Erdoğan kullandı “Türkiye ne Malezya olur ne de İran; Türkiye Türkiye’dir” dedi.
Doğru, Türkiye’nin Malezya ve İran haline dönüşmesi mümkün değildir. Ama Türkiye, Türkiye olarak kalırsa.
Sorun da zaten burada. İktidarın eğitim politikası, devlette yürüttüğü İslâmcı kadrolaşma, anayasa taslağından yansıyan emellerle birleşince ortaya vahim bir tablo çıkacaktır.
O zaman Türkiye, Türkiye olmaktan çıkacaktır.
Ülkeyi Malezya ve İran’a benzemekten koruyan fark yok olacak, sihir bozulacaktır.
Sistemin frenleri bozulursa bu ihtiras bir baskı rejimine dahi sürükleyebilir ülkeyi.
Anayasalar, devlet gücünü kullanan iktidarlara karşı vatandaşı korurlar. Oysa tezgâha konulan anayasayı iktidar sipariş etmiştir ve ona son şeklini iktidar oylarının yeterli olduğu bir meclis verecektir.
Macera yolu...
Gerici özlemleri tahrik edilmiş bir seçmen tabanından ister istemez etkilenecek olan bir iktidar partisi için korkunç bir maceradır bu gidiş.
Anayasa Mahkemesi üyelerinin yarıya yakınını siyasi meclise seçtirmek, yargı denetiminden kurtulmak uğruna adaleti yozlaştırmaktır.
Yüksek Askeri Şûra’nın irtica nedeniyle uzaklaştırdığı personele dönüş kapısını açmak, ordunun rejim konusundaki güvence niteliğine darbe indirmektir.
Yıllardır Türkiye’de demokrasi züppeliği yapma lüksünü, askerin sağladığı güven ortamına borçlu olduklarını bu arkadaşlar görmeyecekler mi? Görmeliler.
Başbakan da Türkiye’nin sigortası olan farklılıkları budamaya dönük tahriklerin dostlarından gelmeyeceğini iyi bilmelidir!
Farkımıza Dokunmayın
Haberin Devamı

