Polis ve jandarma, kolları nerelere uzanacağı tahmin edilemeyen bir organizasyonu kuyruğundan yakaladı.
Ele geçirilen çete değişik kentlerde organ nakli için ameliyat bekleyen hastalara böbreğini satacak insanlar buluyordu.
Organ mafyasının üyeleri ile beraber böbreğini satan ve satın alan kişilerden oluşan 29 şüpheli gözaltına alınmış.
Böbreğini satan vatandaşların yaşadığı Afyon’un Kışlacık Köyü’nden gelen haberler insanın içini acıtıyor. Çünkü onların çaresizliği, organ bulamayan hastaların çaresizliğinden daha incitici.
Köyün yetişkinlerine yaşadıkları çevre gelir getirici bir iş veremiyor. Kente gitmek eskiden fırsatlar sunuyordu ama artık işsizlik her yerde.
Kışlacık Köyü’nün geçim sıkıntısı yanında bir de borç baskısı altına giren insanları, biraz cahillikle, daha çok da onursuz bir simsarın kılavuzluğunda bir suç işlemiş olabilirler.
Ama yaptıkları şey, başkasına değil sadece kendilerine zarar veriyor.
Devlet onları gözaltına alıp mahkeme mahkeme gezdirecek yerde özür dilemelidir.
Çünkü sonuçta bu insanlar bir karar vermişlerdir: Aç, borçlu ve onursuz yaşamaktansa tek böbrekle yaşamayı seçmişlerdir.
Karşı taraftakilerin durumuna da Allah kimseyi düşürmesin. Bir yakınınız gözünüzün önünde ölürken, onu hayata döndürecek imkânı satın alabiliyorsanız fırsatı teper misiniz?
Adalet, organ bulamamanın çaresizliği ile ekonomik çaresizliğin buluşturduğu insanları değil asıl bu işi ticaret için yapan kişileri cezalandırmalıdır.
Tabii asıl çözüm, insanların ölümlerinden sonra kullanılması koşuluna dayalı organ bağışları konusunda bilinçlenmesi, kendilerini yaşatan organların ölümlerinden sonra başkalarına hayat vereceğinden heyecan duyarak cömertlik göstermeleridir.
Kabahat kimde?
İktidar partisi önderleri, aydınların her söz ve eylemlerine şüphe ile bakmasından şikâyet ederler.
Oysa şikâyet etmeden önce nerede açık veriyorlar, ona dikkat etmeleri gerekiyor.
Mesela dün gelen bir haber:
Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi Atatürk’ün 1 Kasım 1932 tarihli meclis açılış konuşmasını yayınlamış. Ama konuşmanın son bölümünü makaslamışlar!
Kesilmese siteye girenler Atatürk’ten şunları okuyacak?
“Milli kültürün her alanda açılarak yükselmesini Türk Cumhuriyeti’nin temel dileği olarak sağlayacağız. Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet kuruluşlarımızın dikkatli ve ilgili olmasını isteriz.”
Bu sansür, bir alınganlıktan kaynaklanıyor olmalıdır.
Bir yerleşim yerine Kürtçe eski adını veren Cumhurbaşkanı, Atatürk’ün bu konuşmasından rahatsız mı oldu acaba?
Mümkündür ama çare sansür değildir.
Başbakan da dün “Herkes içindeki her şeyi samimiyetle, korkusuzca dile getirmelidir” diyordu. Açılım sürecinde ayrılıkçıları iştahlandıran yığınla spekülasyonu bazen suskunluk, bazen cesaret veren imalarla desteklemişken bir anda ters köşeye çaktı!
“Türkiye’nin bütünlüğü asla tartışma konusu değildir. Gayretimiz o bütünlüğü daha da güçlü hale getirmektir” deyiverdi.
Zaten bölücüler de büyük ihtimalle “aman bütünlüğümüz güçlü hale gelsin ki PKK da barış örgütü haline dönüşsün” diye sabırsızlanıyordur!
Eziyet yerine özür gerekir
Haberin Devamı

