Avrupa Birliği’nin verdiği karne Türkiye’nin adaletten yana yine sınıfta kaldığını bildirecek.
Silivri mahkemelerinde sanıkların yetersiz gerekçelerle tutuklulukları aşırı uzuyor ve AB ilerleme raporu bu durumu endişe verici buluyor.
Türkiye geçen yıl AİHM’de en çok mahkûmiyet alan ülkedir; kötü şöhretini bu yıl da kaptıracak gibi görünmüyor.
Bunca uyarıya, eleştiriye rağmen...
AİHM kararları, içtihatları, milli hukukun üstünde bir geçerliliğe sahip. O kararlar tutukluluğun bir ceza tedbiri gibi uygulanmasını istemiyor.
Geçen gün TBMM Başkanı Çiçek de söz dinlemeyen öğrencilerini paylayan öğretmen tonunda hatırlattı bu gerçeği.
“Zorunlu olmadıkça tutuklama kararı vermemek lâzım” demekten Başbakan Yardımcısı Arınç’ın dilinde tüy bitti.
İktidara destek veren solcu entelektüeller bile “askeri vesayet dönemlerinde de tutuklama ceza olarak kullanılırdı, şimdi de aynı” diye iktidarı ayıplıyor.
Cumhurbaşkanı Gül’ün Meclis’te yaptığı konuşmayı da unutmayalım.
Gül tutukluluğun cezaya dönüşmesinden doğacak adaletsizliğin vicdanları yaralayacağını, güven duygusunu yok edeceğini söylemedi mi?
Adil yargılanma hakkı talep eden feryatlar “özellikle” özel yetkili mahkemelerin karar vericilerine ulaşamıyor. Tek tük istisnalar da ödül almıyor, bedel ödüyor.
İşte son örnek: Balyoz davasının tutuklu 162 sanığından gelen tahliye talepleri bir kez daha toptan reddedildi.
Mahkeme Başkanı Şeref Akçay’ın görüşü sanıkların tutuksuz yargılanmaları yönündeydi ama heyetin iki üye hâkimi “ret” dedi. İki birden fazla” olduğu için 162 tutuklunun hepsi içerde kaldı!
Tutuksuz yargılanma beraat değildir.
“Çıkmasınlar” diyenlerin gerekçesi ne?
“Deliller henüz toplanmamış..”
Başkan Akçay delil varsa 30 duruşma boyunca toplanması gerektiğini, tahliye taleplerine ret kararı verilirken dayanılan takdir hakkının keyfi kullanıldığını kaydediyor.
Kararın Anayasa ve yasaları, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan adil yargılanma hakkını çiğnediğini söylüyor.
Özetle “Suç işleyen varsa ceza alsın ama hepsi adil yargılansın” diyor. Sonuç?..
Bazı meslektaşları mahkeme başkanı kıdemli hâkime psikolojik tecrit uyguluyor selâmı sabahı kesiyor.
Toplum vicdanı kanıyor.
Cumhurbaşkanı’ndan mahkeme başkanına kadar herkes çareyi gösteriyor ama adalet bir türlü gelemiyor.
Ne güçlü iradedir bu? Kimdir, kimlerdir?
Nereden yönetirler oyunu?
Bu mutsuz eder!
İstanbul Bomonti’deki Ermeni ilköğretim Okulu’nun kapısında “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazılı bir tabela...
Amerikan Ermenisi, Fransız Ermenisi olduğu gibi Türk Ermenisi de var.
Tamam ama okul kapısına tabela asarak bu gerçeği savunmayı ve ilköğretimden başlayan sistematik içinde yaygınlaştırmayı başaramayız.
Önce şu soru:
Yabancı dille eğitim veren öteki okulların, hatta Türk okullarının kapısında bulunmayan bu tabela Ermeni okulunun kapısına niçin asılıyor?
Okul yönetiminin gönüllü bir kabulü olamayacağına göre bu bir dayatma mıdır, öyle ise zorlamanın kaynağı kimdir, hangi makamdır?
“Türküm” diyen pek çok kimse bu tabelayı gördüğünde kendini mutlu hissetmiyordur.
Azınlıklarına böyle eziyet ve hakaret eden bir millet değiliz çünkü biz.
Devletimiz de milletimiz gibi saygılı, şefkatli ve anlayışlı olsun!
Esrarengiz güç
Haberin Devamı

