El Kaide'nin Türkiye'yi ve İstanbul'u niçin seçtiği sorusuna İsviçre'nin Le Temps gazetesinin verdiği cevap yüzde yüz doğrudur:
"Laik, Avrupa'ya doğru güçlü adımlarla ilerleyen, İisrail'le yakın ilişkileri ve topraklarında NATO üsleri bulunduran Türkiye, Bin Ladin'in nefret ettiği her şeyi temsil ediyor.
El Kaide bu yüzden dinsel, kültürel ve siyasal açıdan farklılığı temsil eden İstanbul'u hedef seçti."
Bu vahşi saldırılar aslında Türkiye'nin doğru seçimlerini tasdik ediyor. Islâmı demokrasi ile buluşturma idealinin, siyaseti vahşet yoluyla yapan kan dökücüleri çileden çıkardığını gösteriyor.
Elbette bu saldırılar Türkiye'yi yolundan döndüremez. Olsa olsa, saldırı hedefi olan değerlerine daha çok sarılmasına hizmet eder.
Bu gerçeği Başbakan Erdoğan toplumun destek ve takdirini gören bir kararlılıkla ifade etmiştir:
"Devlete ve hükümete terör yoluyla verilmek istenen mesaj varsa, bunu elimin tersiyle ittiğimi ve ayaklarımın altına aldığımı tüm dünyaya haykınyorum!"
Kararlılık her şeyin başıdır ama tamamı değildir. Yeni tür bir terör tehlikesi ile yüz yüzeyiz. Örgütlenmemiz, PKK'ya karşı etkili olmak için harcadığımız kadar uzun bir zamanı bize kaybettirmemeli.
Dünya terörle savaşırken düştüğü yanlışları kavramakta hâlâ yetersizdir. "Düşmanımın düşmanı dostum sayılır" anlayışına dayalı kör seçim bugün bile geçerlidir.
Birçok ülke, teröre karşı kullanılan terör silâhının sonunda dönüp kullananı vurduğunu hâlâ göremiyor.
Amerika'nın Afganistan direnişinde Rusya'ya karşı kullandığı güçler 11 Eylül'de ABD'yi vurdu..
PKK ile mücadele döneminde bu örgüte yönelik eylemleri sempati gören Hizbullah bir süre sonra mezar evleriyle karşımıza çıktı.
Son olayın maşaları, Afganistan'da ve Pakistan'da radikal dinci terör örgütlerinin ağına düşmüş Türk vatandaşı gençlerdir.
Bosna ve Kosova'ya gidenler gibi onlar da bazı devlet görevlilerinden sempati ve kolaylık görmüşlerdir.
Terörle mücadelenin silâhlı yönü asla sivillere bırakılmamalı.
Devlet bu hataya asla tekrar düşmemek yanında, daha önce gidenlerin cengel yemiş olabilecekleri ihtimaline göre tedbirini mutlaka almak zorundadır.
VATAN'ın görüşüne başvurduğu Emniyet ve istihbarat birimleri yetkilileri bu konuda bir tedbir kusuru işlemediklerini söylüyorlar ama İstanbul'daki sinagog saldırılan bu savunmaları çürütüyor.
Demek ki güvenlik ağında yırtıklar var ve bunların hızla kapatılması gerekiyor.
Başkan Bumin yolu kapadı
Türban ve kamusal alan tartışmasında Yargıtay tavrını koymuştu.
Anayasa Mahkemesi'nin bu konudaki görüşü belliydi ama yeni şartların bir değişiklik yaratıp yaratmadığı yine de merak konusu idi.
VATAN muhabirinin sorusu üzerine Anayasa Mahkemesi Başkanı Bumin "Cumhurbaşkanı kendi üzerine düşeni yapti. Yargıtay kendisine düşeni yaptı" dedi.
Bu arada türban ısrarının içerdiği niyete de ışık tuttu. Tartışma, bir avukat hanımın Yargıtay'daki tanıklığa türbanla gelmesi ve duruşma salonundan çıkarılması üzerine patlak vermişti.
Başkan Bumin bu hanımın avukatlık yaparken başını açtığını hatırlatarak şu çelişkiyi ortaya koydu:
"O bayanın avukat olarak duruşmalara başını açıp katılmasını dini düşüncesi engellemiyor da tanık sırasında olunca başını açması mı engelliyor? Hepsi maksatlı.."
Başkan Bumin, sorunu tırmandırarak Anayasa Mahkemesi'ne yeniden taşımaya niyetlenenlerin önünü kapatmıştır.
Eski günahlar
Laik, Avrupa'ya doğru güçlü adımlarla ilerleyen, İisrail'le yakın ilişkileri ve topraklarında NATO üsleri bulunduran Türkiye, Bin Ladin'in nefret ettiği her şeyi temsil ediyor
Haberin Devamı

