Gururlanmak ve övünmek, milletçe doyamadığımız ve en çok tükettiğimiz manevi gıdadır.
Bazen öyle uçuyoruz ki alay konusu durumlara düşüyoruz.
Mesela Lizbon’da tatlıya bağlanan Füze Savunma Sistemi...
Türkiye, radarlar için ideal konumda olan bu nedenle de vazgeçilmez sayılan ülkedir.
Topraklarımızı sistem için değerli kılan en önemli sebep, potansiyel saldırının İran’dan bekleniyor olmasıdır.
AKP iktidarı, adının “oyun bozan”a çıkması pahasına füze kalkanı ile ilgili anlaşmaya hedefin İran olduğuna dair bir kayıt koydurmayacağını ilân etti.
Cumhurbaşkanı Gül “Kimde balistik füze varsa, onlara karşı bir savunma sistemi geliştiriliyor. Dolayısiyle İran demek yanlış. Bunu kesinlikle kabullenmeyiz” diye konuştu.
Peki bu zahmet işe yaradı mı?
Metne muhtemel saldırgan olarak İran yazılmadı ama herkes şimdi tedbirin Marslılara karşı alındığını mı zannediyor?
İran Türkiye’ye teşekkür mü etti?
Hayır; İran Savunma Bakanı Ahmed Vahidi, NATO’nun İran’a karşı bir askeri kuşak oluşturmaya çalıştığını belirterek bu çabanın başarısızlığa mahkûm olacağını söyledi.
Ve Türkiye’nin gayretleri boşa gitti.
Hedef tabii ki askeri nükleer güç olmaya çalışan İran’ın kontrol edilmesidir.
Bu, herkesten önce Türkiye’nin menfaatidir.
Sistem, İran ile İsrail’i de koruyacaktır.
İran bir adım atarken bin defa düşünecek İsrail de baskına uğrama riskine karşı ön tedbir olarak İran’daki hedeflere hava saldırısı düzenleme ihtiyacına sürüklenmeyecektir.
O nedenle “düğmeye kim basacak” tartışmaları ile zaman kaybedilmemelidir.
Çünkü bu bir savunma sistemidir. Saldıran olmazsa düğmeye basan da olmayacaktır. NATO kontrolü kabul edilebilir çözümdür.
İktidar hesabına sahte başarılar üretmeye uğraşanlar önce “İncirlik Üssü’ndeki düğme bizde mi?” diye bir sorsunlar!
O zaman belki enerjilerini daha hayırlı işler için kullanabilirler. Mesela;
Projenin savunma kapasitesi bütün Türkiye’yi içine alıyor mu?
Türkiye’ye atılan bir füzenin, radar tarafından tespit edilip Romanya’dan gönderilecek önleyici füze ile havada imha edilmesine yetecek zaman var mı?
Zaman yoksa, düğme bizde olsa ne yazar!
İktidar bu meselede seçimi düşünerek değil uzun vadeli ulusal çıkarlarımızı hesap ederek davranmalıdır.
Cüretinin dış adresi
İmralı mahkûmunun hukuka ve kamu vicdanına meydan okuyan tavırları Kürt sorununun çözümüne yardımcı mı oluyor?
Hayır... İnsanlık onuru taşıyan herkeste isyan duygusu yaratıyor.
Bu iyi bilinsin!
Öcalan, “Silâhlı mücadele miadını doldurmuştur” diyen Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’i ölümde tehdit edecek kadar ileri gitmiştir.
Çözüm çabalarında muhatap rolüne uyan herkesi korkutarak devre dışa bırakan Öcalan’a terörü övme cesaretini kim veriyor?
Öcalan avukatları aracılığıyla Baydemir’i tehdit ederken ona koltuğunda oturmasını PKK’ya borçlu olduğunu söylemiş, ya çekip gitmesini, oturacaksa da kendisine biat etmesini istemiştir.
Şu sözleri cüretinin adresini veriyor:
“Kandil bile tek başına yetkili değil. Amerika’sı Avrupa’sı bile artık bu konuda beni tek etkili yetkili kişi olarak görürken bunların yaptıkları açıklamalara bakın..”
Terörün ömrünü doldurduğunu söyleyen bir seçilmişin hedef gösterildiği bir ortam çözümün yaklaştığına dair umutları silip süpürüyor.
Çünkü kimse bu halka, Öcalan’ın taraf olacağı bir barışı kabul ettiremez!
Enerji israfı!
Haberin Devamı

