En büyük risk

Haberin Devamı

Hukukun üstünlüğünden ve hukuk devletinden ancak yargının bağımsız olduğu bir rejimde söz edilebilir.

Eğer yargı suç işleyen herkese erişemiyor, bazılarına suç işleme imtiyazı tanıyan dokunulmazlıklar adaletin önünü kesiyorsa orada hukuktan, adaletten, demokrasiden bahsedilemez.

Yazık ki Türkiye bugün böyle bir durumdadır ve gelecek günler, daha beterinden korkan yığınlar için tedirginlik, güvensizlik nedenidir.

Ama korkunun ve yılgınlığın anlamı da yararı da yok. Minnet ve sevgi ile ülkeye bağlı herkese düşen görev adalet ve özgürlük için mücadele etmektir.

Çoğunluğa dayanarak demokrasiyi yok etme hakkını hiç bir demokrasi kimseye vermez.

Zafer sarhoşluğu ile uçanlara anlatmak lâzım; 22 Temmuz’da genel seçim yapıldı, “demokrasiye devam mı, tamam mı referandumu” yapılmadı.

Böyle YÖK Başkanı!..

Buna rağmen seçim sonrası uygulamalar, devlet kadroları yenilenirken benimsenen tayin kriterleri ve anayasa değişikliği hamlesinin ilhamını oluşturan emeller, tehlikeli bir kumarın göze alındığı şüphesini davet ediyor.

İşte iktidarın, türban yasağını kaldırma misyonu ile YÖK’ün başına getirdiği Prof. Özcan şöyle konuşabilmiştir:

“Bunlar üniversitenin dışında konmuş yasaklardır (türban yasağı). Mahkemelerle ilgilidir. Öyle bir kural olabilir ama siz onu önemli görmeyebilirsiniz ve bir sürü insanı rahat ettirirsiniz!”

YÖK Başkanı rektörlere “Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını görmeyin, uygulamayın” diye açıkça suça teşvik ve tahrik cürümü işlemiştir.

Bunun üzerine Ankara C. Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu, “görevini kötüye kullandığı” gerekçesiyle ve 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle YÖK Başkanı hakkında dava açılması için suç duyurusu yapmıştır.

Ama adalet bunun hesabını YÖK Başkanı’ndan sorabilecek mi; şüpheli...

Çünkü dava açılıp açılmamasına Milli Eğitim Bakanı’nın başkanlığında üç YÖK üyesinden oluşacak bir kurul karar verecektir. Verir mi?

Bu iktidar parlamenter dokunulmazlıklarının kaldırılması baskılarına beş yıldan beri “dokunulmazlıklar kalkacaksa hepsi birlikte kalksın” diye karşı koyuyor.

Gördüğünüz gibi siyasetçiler dokunulmazlık ile sadece kendileri kaçmıyor adaletten, bürokratlarını da kaçırıyorlar.

Ucuz oy tarlaları...

Bu maskaralığı teşhis ederek kendilerini ayıplayacak seçmenleri acaba niçin önemsemiyorlar?.. Çünkü onlar ihmal edilebilir bir azınlıktırlar.

Yoksulluk varsa avlanacak oy da var demektir. Türkiye’de ondan bol bir şey yok. Bir torba erzakla ve yarım ton kömür milyonlarca oy getiriyor işte.

O vekâletle de dünyanın tek laik, demokrat Müslüman ülkesi, karşı devrimin gergin ve korkutucu atmosferine sokulabiliyor. Hem de demokrasi adına.

Bu zihniyetin yeni anayasa yapma iddiası 2008’in en büyük riski olacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR