Tek adam rejimlerinin değişmeyen bir kuralıdır; son kararı hep o tek adam verir!
Bir ülkede rejimin adını koymak istiyorsanız şuna bakacaksınız:
Devlet ve toplum hayatını düzenleyen kararlar nasıl üretiliyor?
Mesela bizde “bedelli askerlik çıkar mı”dan “bayram tatili kaç gün olsun”a kadar bütün kararları Başbakan veriyor.
Böyle demokrasi olmaz.
Başbakan’a her konuda “son kararınız?..” diye soran çok adam var. Ama kararını açıkladığında ona “emin misiniz?” diye soran bulunmuyor; aksaklık, noksanlık da asıl bundan doğuyor.
Anayasamıza göre bu görev Cumhurbaşkanı’na ait fakat orada arıza var!
Şu günlerde meclis anayasa değişikliği paketi için fazla mesai yapıyor.
Dün, partiler hakkında kapatma davası açılabilmesini, Meclis’te oluşturulacak özel komisyonun iznine bağlayan madde tartışıldı.
Bu maddenin, yargı yetkisinin gasbı olacağı ve Anayasa Mahkemesi’den döneceği konusunda neredeyse tüm hukuk otoriteleri birleşti. Ama “tek adam”ın iki dudağı arasına hapsolmuş “milli irade” Nuh deyip peygamber demedi.
Ceza hep kötü değildir
Burada siyasi çıkar gözeten işbirlikleri sonucu özel komisyonda üçte iki çoğunluğu yakalayan partilerin, hedef aldıkları partiler hakkında kapatma davası açabilecekleri ihtimaline dayalı eleştiriler yapılıyor.
Bu tehlike göğüslenebilir. Sonuçta davayı başkası açsa da yargılamayı Anayasa Mahkemesi yapacaktır; mahkeme haksız davayı düşürür, sorun çözülür.
Asıl tehlike, açılması rejim için gerekli hale gelmiş olan bir kapatma davasının aynı mekanizma içinde önlenebileceği ihtimalidir.
Parti kapatma ile ilgili hukuk rejimi eğer kötüye kullanılacak açıklar veriyorsa çare kapatmayı imkânsız hale getirmek değildir.
Çünkü kapatılmayı hak etmiş bir partiyi kapatmak demokrasiyi çiğnemek değil, hukuk içinde kalarak demokrasiyi korumaktır. Hele ülkeyi bugün, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan hüküm giymiş bir parti yönetiyorsa..
Anayasa’yı da bu partinin iktidarı öteki partilerin itirazına rağmen tek başına değiştiriyorsa..
Bize özgü tedbir gerek
Geçen gün CHP lideri Baykal, Başbakan Erdoğan’ın 17 yıl önce verdiği başkanlık sistemini kötüleyen demecini samimiyetsizliğine kanıt gösteriyordu.
Oysa aynı mülâkatta daha vahim “durumlar” var..
Erdoğan Refah Partisi MKYK üyesi sıfatıyla “İslâm hukuku düzenini demokratik hukuk düzeninin yerine” koymayı kafasında halletmiş de, “insanlar benimsedikleri hukuk anlayışını terk ederler mi?” sorusuna özetle şu cevabı veriyordu:
“Laikliği benimsemiş insanların, bu anlayışı terk edip İslâmî bir anlayışa ve hukuka geçmeleri mümkün müdür diye sormak istiyorsanız hatırlatmak isterim:
Bu insanların ataları yüz yıl, iki yüz yıl önce hangi hukuk sisteminde yaşıyorlardı?
Cebri yollarla bastırılmışlardır. Beyinlerindeki ipotekleri kaldırırsak onlar kendiliğinden İslâm’ı (İslâmî hukuk) seçeceklerdir.”
Haklı olarak “Bunlar başka bir partinin görüşleridir. Tayyip Erdoğan değiştiğini defalarca söyledi” denilebilir.
Bu itiraza hak da verilebilir. Ama bu fikirlerin başka bir siyasetçinin beyninde tekrar uyanmayacağını kim garanti edebilir.
Bizim anayasamız, Türkiye’ye özgü tehlikeleri gözetmek zorundadır.
Devrimci bir ruhla Meclis’te her gün sabahlayan AKP milletvekilleri liderlerine mutlaka “Emin misin?” diye sormalıdırlar!
Emin misiniz?
Haberin Devamı

