Dünün siyasi gündemini Amerikan Büyükelçisi’nin eleştirilerine tepkiler kapladı.
Tabii yine önemli bir yanlış vardı ortada:
“Kim söyledi?” üstüne kuruldu tartışmalar.
Büyükelçi Ricciardone’yi “akordiyone” diye okuyup akordu bozuk akordiyon diye alaya alanlar olduğu gibi iktidar partisi adına “haddini bilsin” komutu çekenler de...
“Kim söyledi“ sorusunun önemsenmesi, kendimize duyduğumuz saygının uyandırdığı rahatsızlıktan geliyor olmalı.
Bu hassasiyeti yitirmemeli, çözüm çabalarının motoru yapmalıyız.
Çünkü bu kadar derin eleştiriler “müstemleke valisi” çağrışımları yapıyor onurlu insanların zihninde.
Görevimiz çareyi “Ne söylemiş?” sorusunun cevaplarında aramak olmalı.
Francis Ricciardone’nin iktidarı kızdıran tespit ve eleştirilerini özetle hatırlamak gerekirse...
“Çok uzun süredir hapiste olan milletvekilleri var. Suçları belli bile değil.”
“Kısa süre öncesine dek kendilerine ülkeyi koruma görevi verilen askeri liderler de aynı şekilde hapiste.”
“Eski YÖK Başkanı dahil profesörler de tam anlaşılamayan suçlamalarla demir parmaklık arkasında.”
“Barışçıl gösteri yapan öğrenciler de demir parmaklık arkasında.. İnsanlar düşünce suçlarından dolayı hapse girmesin.”
Evet ortada bir ayıp var ama sorumluluğu söyleyende değil söyletende aramak gerekir.
Yabancı büyükelçilerin sınırlarını aşacak eleştiriler yapmaya kendilerini mecbur hissettikleri bir yargı düzeninin varlığını inkâr edebilir miyiz? Edemeyiz.
Çünkü bunları büyükelçiden önce Cumhurbaşkanımız, Meclis Başkanımız ve Başbakanımız da söyledi. Ama bunlar hiçbir düzeltme gayretini ateşlemedi.
Büyükelçi Ricciardone’nin yarattığı enerjiyi değerlendirmeliyiz.
Bizi yabancı elçilerin diline düşüren ve utandıran sebeplerin bir an önce üstesinden gelmeliyiz.
Özlenen adalet bu yoldan gelir mi?
Siyasi ve ekonomik gücünü arttırdığı bir dönemde Türkiye adaletsizliğin sancılarını çekiyor.
İktidarın yeni anayasada yargı organı için öngördüğü düzenlemeler özlenen adaleti ve yargıya güveni getirecek mi?
Önerilerin bu ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla hazırlanmadığı hemen anlaşılıyor. Sanki amaç Başkanlık sistemini dayatmaktır.
Yargıtay ve Danıştay kaldırılıyor.
Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin model alınmaya çalışıldığı belli. Biraz daha zorlama ile yüksek yargının oluşmasında bütün yetki Başkan’a ve Meclis’e veriliyor.
Bu yetmiyor gibi Adalet Bakanı, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun başkanı, Adalet Bakanlığı Müsteşarı kurulun doğal üyesi yapılıyor.
Hiç kimse bu köktenci yapılanmadan bağımsız ve tarafsız bir yargı çıkacağını beklememelidir.
İktidar güdümlü kararlar azalmayacak, artacaktır.
Türkiye’de demokrasiyi önemseyen başka büyükelçiler de Ricciardone gibi kendilerini tutamayacaklardır!

