Abartmak bizim huyumuz. Ama muhataplarımıza uyguladığımız bir ikna yöntemi aynı zamanda..
Başbakan "Kürt sorunu" deyince pek çoğumuz, adeta bebeğinin ilk kez "baba" dediği günün sevincini yeniden yaşadı.
Oysa bu niteleme bir hükümet başkanı tarafından ilk kez yapılıyor değildir. Türkiye'nin AB sürecindeki ilerleyişi bile Kürt sorununa çözüm üreteceği kabul edilen demokratik haklar zemininde gelişmiştir.
Bundan sonra beklenebilecek şey ancak, yeni yasalarla gelmiş kazanımları günlük hayatta yaşamaktır.
Aslında bu haklar küçümsenemez. Yani Başbakan'in "Kürt sorunu" sözü, yeni hak vaatlerinin müjdesi olarak değil, yakın geçmişte sağlanmış olan hak ve özgürlüklerin önemini hatırlatmaya yarayan bir fırsattır, iyi kullanalım diye abartılmıştır.
Yoksa daha ileri bir adım, bölünme felaketinin taşlarını döşemek olur.
Şiir güzel ama..
Başbakan'ın doğallıkla yapması gereken bir ziyarete yüksek beklentiler yüklenmesi yanlış olmuştur ve Diyarbakır'daki toplantıya katlımın zayıflığından anlaşılıyor ki ters bile tepmiştir.
Başbakan Erdoğan konuşmasında "Geçmişte yapılan hataları yok saymak büyük devletlere yakışmaz. Hiçbir sorunu yok saymıyoruz, her sorunla yüzleşmeye hazırız. Kürt sorunu hepimizin sorunudur" derken açık yürekli, yapıcı, anlayışlı bir imaj çizmiş, sempatik de olmuştur ama "Kürt sorununu tek devlet, tek millet, tek bayrak altında çözeceğiz" diyerek, bizce ilk söylemesi gereken şeyi sona saklamış ve hata yapmıştır.
Büyük çoğunluk "Kürt sorunu"ndan terörü anlıyor. Ama siyasetin yaklaşımı farklı olmak zorunda: Terör örgütünün sömürdüğü her şey yoksulluktan geri kalmışlığa, kültürel kimlik taleplerinden işsizliğe, o ana başlığın alt başlıklarıdır.
Başbakan'a şiir okutan iyi niyet ve saflık bunların hangisine çözüm projesi getirmiştir? Somut hiçbir şey yok ortada.
Baraj ve egoizm
Başbakan'ın desteklenmeye lâyık politik tavrı şudur:
1. Hükümet AB yolunda elde edilen kazanımlan terörle mücadele bahanesine feda etmeyecektir.
2. İktidar bu mücadeleyi, sivil yönetimin olağan şartlarından çıkmamaya azami özen göstererek sonuçlandırmaya çalışacaktır.
Yapılacak en büyük yanlış, terörü Kürt sorunu ile sebep-sonuç ilişkisi içinde görmektir. Terörle mücadele her türlü kaygıdan bağımsız olarak yürütülmek zorundadır. Aksi halde zaaf belirir ki onu da çok geçmeden "İmralı'dakini bırak" şantajı izler.
Dün Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir doğru bir şey söyledi: "Yapılması gereken, vatandaşların yüreklerine hitap etmektir. İnsanlar meclise girebilmeli ve kendini ifade edebilmelidir.."
Başbakan yüreklere hitap etti. Ama asıl beklenti boşlukta kaldı.
Seçimlerde ülke barajı hâlâ yüzde 10 ve bu bölgenin insanları seçtikleri temsilcilerini Ankara'ya gönderemiyorlar.
Terör, en çok sahipsiz bırakıldığını zanneden toplulukların sırtından, onların canı ile, korku ve kaygıları ile beslenir.
Elde var sıfır
Abartmak bizim huyumuz. Ama muhataplarımıza uyguladığımız bir ikna yöntemi aynı zamanda..
Haberin Devamı

