Siyasetçi takımının terör sorununu rekabet konusu olmaktan çıkarmaları gerekiyor artık.
PKK terörünün ne kadar vahşi ve ahlâksız boyutlar kazandığını görüyoruz...
Bütün meclis üyeleri ülkenin ve milletin birliği ve bütünlüğü üstüne yemin etmiştir. Kimse bölünmeyi ve terörü savunamaz.
Ama olan bitene ve meclisteki ilişkilere bakınca şüpheye düşüyor insan.
İktidar “devlet” postuna sarınıp PKK ile görüşüyor fakat her şeyi muhalefetten habersiz yürütüyor.
CHP lideri Kılıçdaroğlu son görüşmemizde ana muhalefet olarak iktidara yardımcı olmaya hazır bir istek ve kararlılık sergiliyordu.
Başbakan’ın bu yaklaşıma ulu orta cevabı “artık bu tür şeylerden bıktık” demek oldu.
Oysa unutmamak lâzım; AKP’nin seçimde aldığı yüzde 50 ne kadar milli irade ise muhalefetin paylaştığı geri kalan yüzde 50 de o kadar milli iradedir.
Ve saygı görmeye lâyıktır.
Diyarbakır Milletvekili Şerafettin Elçi’nin Taraf’ta Neşe Düzel’e yaptığı açıklama, abartılı iktidar iddiasından beslenen egoizmin başımıza açtığı belâyı ortaya koyuyor.
Elçi’ye göre MİT, Öcalan ve Kandil arasındaki müzakereler, özyönetim, ana dilde eğitim, Kürt kimliğine anayasada güvence getirilmesi ve Öcalan’ın ev hapsine çıkarılması konularında sağlanan mutabakatı bir protokole kadar ilerletmiştir.
Mutabakat metni önce İmralı’nın, sonra MİT yardımı ile ulaştırıldığı Kandil’in onayını almıştı ama son onay beklendiği gibi Başbakan Erdoğan’dan gelmemiştir.
Elçi süreci şöyle özetliyor:
“Seçimden üç beş gün önceydi bu protokol aşaması. Seçimin çatışmasız bir ortamda geçmesinde etkili ve yararlı oldu. PKK çevresi bunu bir oyalama taktiği olarak algıladı. Hükümetin amacının PKK’yı imha etmek olduğu kanaatine vardı.”
Terör örgütü ile müzakere yapmanın sorumluluğuna ana muhalefet de ortak edilseydi belki iktidar huzurlu bir seçim ortamının avantajını kullanamayacaktı ama kırmızı çizgiyi aşan vaatleri geri almak ve teröre benzin sıkmak durumuna da düşmeyecekti.
Terör iklimini bir kez daha yaşayacağımız anlaşılıyor.
İktidar hiç değilse bu defa meclisin gücünü inkâr ederek ve muhalefetin katkısını geri çevirerek başarı kazanacağını düşünmesin.
Çünkü bu inadın maliyeti her gün biraz daha “geri dönülmez” oluyor!
Azınlık meselesi
Dün internette yine Atatürk gezindi. Kürt açılımına gönderme yapan bir anekdotla..
Başbakan İnönü akşam saatlerinde Florya Köşkü’ne gitmiş.
Atatürk- Hayırdır İsmet, habersiz geldin?
İnönü- Paşam, azınlıklar meselesi. Meclis’e getiriyoruz da...
Atatürk- Geç oldu. Yarın erken gel konuşalım.
İnönü’yü gönderdikten sonra Gazi görevlilere talimat vermiş:
- Sadece lâleler kalsın, bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın.
İsmet İnönü sabah gelmiş ki, bahçe tarumar. Huzura girer girmez sormuş:
- Paşam bahçeye ne oldu?
Atatürk- Azınlıkları söküp attım!
İnönü “anladım” dercesine başını öne eğmiş.
Atatürk- Ben “Ne mutlu Türküm diyene” sözünü boş yere söylemedim. Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evlâdı. Ben hayatta olduğum sürece böyle bilinsin. Ve sakın azınlıklarla ilgili bir kanun çıkarılmasın!
Böyle bir olayı bilmiyordum.
Turgut Özakman’ı arayıp sordum.
“Bir şehir efsanesi olmalı” dedi o da..
Bizce fark etmez. Önemli olan doğru tercihin toplumda sahip bulmasıdır ki bulmuş.
Ayrıca da kahramanına çok yakışmış!
Egoizmin bedeli
Haberin Devamı

