Düşünmüyor öyleyse yok!

Haberin Devamı

Farkında mısınız; fikir alanı çoraklaşıyor, içeriği boşaldığı için sözler yavanlaşıyor.

Yumruk vurarak, kafa atarak ve birbirlerine küfür ederek dilayog kuran milletvekillerini yadırgamamak lâzım.

Kavga nedenleri, incir çekirdeğini doldurmayacak meselelerdir. Bir bardak suda fırtına koparmak sözü durumu iyi anlatıyor.

Millet Meclisi’nin yay gibi gerilip dinamit gibi patlamasının sebebi budur.

İşsizlik, yolsuzluk, yoksulluk, yargı bağımsızlığına ve basın özgürlüğüne baskı gibi devasa sorunlar öylece beklerken meclisin ve ülkenin gündemi, abartılmış korku senaryoları ve “ilerde lâzım olur” diye saklanmış belgelerle ve intikamcı tahrikler eşliğinde ifşa edilen “acı anılar”la meşgul ediliyor.

“AKP’nin pili bitti. Çünkü hayır üretemiyor artık sadece çatışma üretiyor” diye düşünenler haksız değildir.

Ama iktidar bu tıkanıklığın suçunu kendinde aramalıdır.

Medya, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ülkenin aklı ve vicdanıdır.

Her gölgede düşmanlık ve tehdit vehmeden AKP önderleri, korkuya kapılmış güç sahiplerinin yanlışına sürükleniyor. Devletin gücünü kötüye kullanmak toplumun yaratıcı yeteneklerini dumura uğratıyor.

Ve tabii kuzuların sessizliğinde de değerli şeyler değil, ayrık otları ürüyor.

Şükür namazı mı?

Başbakan iki yıldır sakladığı bir “ideolojik hamle malzemesi”ni tedavüle sürmüş, muhalefet de Emine Erdoğan’ın GATA’daki türban sıkıntısını, Tayyip Erdoğan için yapılmış peygamber benzetmesi ile birleştirince kızılca kıyamet kopmuştur.

Bu ilkel tartışma ve sömürü bir türlü bitirilemiyor. Kolay kolay da bitmez.

Çünkü rakiplere zarar vermenin iki taraf için de en kolay ve etkili yolu budur.

İşte dünkü gazetelerde Trabzon’un Of ilçesi Belediye Başkanı AKP’li Oktay Saral’ın Müslümanları Başbakan Erdoğan için hergün iki rekât “şükür namazı” kılmaya çağırdığı haberi yer alıyordu.

Dinle oynamanın sonu yok.

Erdoğan için peygamber benzetmesi yaptığı için değil, aylar sonra partiye ve lidere zarar veren bir eleştiriye zemin yarattığı için AKP’nin Aydın eski il başkanı partiden atıldı.

Ama tedbir etkili olmamış; Of’lu başkanı bir de mahkemeye mi vermek gerekecek?

Bu ilkel ve acıklı olayların asıl müsebbibi siyasete fikir ve ilham üretecek kaynakları kurutup susturan iktidardır.

Işıklar neden söndü?

Dünyanın en ıssız üniversiteleri bugün Türkiye’de. Neden?..

Gül 2007 Ağustosu’nda Cumhurbaşkanı oldu. O günden bu yana 14 üniversiteye üniversitelerindeki seçimi kazanan adayları değil kaybeden adayları rektör atadı.

Sanki türban konusunda yaratılacak bir oldu-bittiye fedailer seçiliyor!

Çünkü bu adaylar, üniversitede türbanın serbest bırakılmasını savunan “türban bildirisi”ne imza koyan hocalardır.

Tabii ki bu zihniyetin egemenliğine giren üniversiteler kendilerinden bekleneni yapıyor ve hiç bir ülke sorunu hakkında eleştiri ve öneri ortaya koymuyor.

Yalnız üniversite mi kaybediyor?

Hayır, üniversitenin temsil ettiği evrensel bilgi ve deneyime sırtını dönen iktidar, kendi ışığını da söndürüyor.

Artık ülkemizde çağdaş tarifine uyan üniversitenin varlığından söz edilemez.

Fransız düşünür Descartes “Düşünüyorum, öyleyse varım” demişti.

Üniversitelerimiz de itiraf edebilirler artık:

Düşünemiyorum, öyleyse yokum!

DİĞER YENİ YAZILAR