Son aylarda olumlu haberlerle dünya gündemine çıkmasına alıştığımız Türkiye, iki gündür utanç veren bir sebeple tartışılıyor!
Gazetecilere yönelik operasyonlar dışarıda neredeyse içeridekinden daha sert eleştiri ve tepkilere hedef oluyor.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı (AGİT) “gazetecileri yıldırmaya ve tehdit etmeye son vermesi” için Türk makamlarına çağrıda bulundu.
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) operasyonların yaşandığı günü “Kara Perşembe” diye niteleyen yazılı açıklamasında sert ifadeler kullandı:
“Hükümetin çıkarına uymayan olayları yazan gazetecilere yine zalimce muamele yapıldığını görmekten rahatsızlık duyduk!”
Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) gözaltına alınanlar arasında, Hrant Dink kitabı nedeniyle “Basın Özgürlüğü Kahramanı” ilân ettiği Nedim Şener’in de bulunduğunu belirterek şu çağrıyı yaptı:
“Hiçbir gazeteci, çalışmaları nedeniyle tutuklanmaya, dava açılmaya, bezdirme ve yıldırmaya maruz kalmamalı!”
AB Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Hélène Flautre gazetecileri hedef alan operasyonun kaygı verici olduğunu, polis uygulamalarının endişe ile izlendiğini belirtirken Nedim Şener’e yapılan muamelenin Ergenekon soruşturmasına yönelik güven duygusunu sarstığını öne sürdü.
İki alanda “ilk”ler...
Amerikan yönetiminin duruşunda bir değişiklik yok. Dışişleri Sözcüsü Crowley dün “Türkiye’deki gidişattan kaygılarımız var” dedi ve şunları ekledi:
“Sağlıklı demokrasi için kritik olan bağımsız ve çoğulcu medya için çağrılarımızı sürdüreceğiz!”
Türkiye medyasının demokrasi ahlâkı ile bağdaşması imkânsız baskılara hedef hale gelmesi uluslararası zeminde ilk kez bu çapta tepkiler ve yankılar doğuruyor.
Türkiye’yi demokratik hukuk devletinin güvencelerinden uzaklaştıran uygulamaların uluslararası kurumlar tarafından tespit edilmesi ve izlemeye alınması hiç kuşkusuz yararlı olacaktır.
Ama dün dışarda tespit ettiğimizden bile daha değerli sayabileceğimiz bir başka “ilk” yaşadığımızı gördük.
Ülke medyası bağımsız kanadı ile iktidar yanlıları ile gazeteci kıyımına karşı ortak tavır aldı.
Bu bütünleşme sadece basın özgürlüğü temelinde demokrasiyi koruma arzusuna dayanmıyordu, Ergenekon’la ilgili yargı sürecinin böyle haksızlıklardan ve intikam aracı olarak kötüye kullanmalardan olumsuz etkileneceği endişesini de içeriyordu.
Başbakan kızmasın
İktidar yanlısı medyanın basın özgürlüğünden yana tutumu değerlidir ama süreklilik taşırsa...
Eğer iktidara yönelik dünkü uyarıcı eleştiriler, geçmişten hatıra kalmış vicdan kırıntılarının itişi ise hayal kırıklığı kaçınılmaz olur. Çünkü bu mücadelenin inançla ve cesaretle sürekli beslenmeye ihtiyacı bulunuyor.
Başbakan Erdoğan dün İstanbul’da Avrupa’nın en büyük adalet sarayını açarken şöyle dedi:
“Operasyonları hükümet yapıyormuş gibi lanse ediliyor. Bilmeyenlere hatırlatıyorum: Türkiye bir hukuk devletidir, kuvvetler ayrılığı üzerine bina edilmiş bir demokratik rejimdir.”
Hamamda şarkı söylemeye benziyor; sesi güzel geliyor ama gerçek maalesef bu değil!
Başbakan, özgür basın ve bağımsız yargı için birleşen sesleri, özlem ve talepleri, kendisine yönelik bir meydan okuma görmemelidir.
Böyle bir tehlike maalesef mevcuttur.
Otoriteden korkan gazeteci ve verdiği kararın başına dert açacağından korkan hâkim, dünyanın en kötü iki şeyidir.
Toplum için kötü olan, iktidar için iyi olamaz. Başbakan öfke siyasetine artık bir son vermeli!
Dünyanın en kötü iki şeyi nedir?
Haberin Devamı

