Avrupa Parlamentosu basın özgürlüğü ile yargı konularında ağır eleştiriler içeren Türkiye raporunu kabul etti.
Karar, önem verilen bir hastanın sorunlarına doğru teşhisler koyan, özenli ve ayrıntılı bir sağlık raporuna benziyor.
Devlet içinde oluşmuş suç örgütlerinin köklerini kazıma amaçlı soruşturmalara her zaman destek veren AP son raporda Balyoz ve Ergenekon gibi davalarda yeterince ilerleme sağlanamamasından dolayı endişe belirtti.
AP raporuna göre bu davaların demokrasiyi güçlendirmesi gerekiyor ama Nedim Şener ve Ahmet Şık gibi tanınan gazetecilerin tutuklanmaları ile yapılan hata toplumun yargıya güvenini zedelemiştir.
Avrupa Parlamentosu, medyadaki sansür ve otosansürden duyduğu endişeyi belirttiği bölümde özgür basının “demokratik toplumun vazgeçilmezi” olduğunu belirtiyor ve basın özgürlüğü ilkelerine saygı gösterilmesi çağrısında bulunuyor.
Adil yargılanma hakkına yönelik aykırılıkları da sert biçimde eleştiren rapor böyle durumlarda çok sık görüldüğü gibi Başbakan’ı öfkeye sevk etmemelidir.
“Dost acı söyler” demişler. AKP’nin kriz yönetimi, sağlık ve alt yapı alanlarındaki başarıları ile övünmeye hakkı olabilir ama basını susturulmuş, aydını korkutulmuş, demokrasi özürlü bu rejim de dokuzuncu yılını süren bu iktidarın eseridir.
Başbakan “medya ile çarpışa çarpışa iktidar olduk” derken eksik söyledi.
Hasım gibi gördüğü medyayı terbiye etmek yolunda devlet gücünü kötüye kullanmaktan bugüne kadar hiç vazgeçmemiştir çünkü.
İktidar AP raporunu komplekse kapılmadan okumalıdır. Övgüleri nasıl memnuniyetle sahipleniyorsa hoşuna gitmeyen eleştirileri de kabullenmelidir.
Avrupa Parlamentosu Türkiye’yi yaralamak değil, kazanmak iradesiyle hareket etmiş ve bunu göstermiştir.
Mesela Kıbrıs Rum ve Yunan milletvekilleri eleştirel havayı fırsat bilerek Ermeni soykırımı iddialarının tanınması yönünde bir ifadeyi rapora sokmak istemiş fakat önerge büyük farkla reddedilmiştir.
Bu raporun arkasında Türkiye’yi kazanmak isteyen bir irade var...
İyi düşünün!..
Diyanet’in “Aile İrşat ve Rehberlik Büroları” çalışmaya başladı.
Yakın gelecekte “aile imamı”mız olacak!
İlk uygulamanın haberi dün Adana’dan geldi. Müftü, vaiz, mahalle imamı ve cami derneği başkanından oluşan bir heyet ilk ev ziyaretini gerçekleştirmişti.
Müftü, bu heyetlerin ev ev dolaşıp vatandaşın sorunlarıyla ilgileneceklerini mahalledeki fakirleri tespit edeceğini, hasta varsa ziyaret edeceğini, Kur’an-ı Kerim okuyacağını, halkı camiye gitmeye teşvik edeceğini anlattı.
Böyle bir projeyi hayata geçirmeden önce kötüye kullanılması ihtimali var mı; iyi düşünülmelidir.
Türkiye laik bir devlettir ve İslâm da “dinde zorlama kabul etmeyen” bir dindir.
Bu heyetler, orta sınıf aileler üstünde zorlayıcı etki yapacaktır. Kimse bu ziyaretleri reddetmeye cesaret edemeyecektir.
Aksi halde “Dinsiz” diye fişleneceğinden korkacaktır birçok kimse.
Kısa zamanda siyasi propaganda makinelerine dönüşecek bu gruplar iktidar tarafından teşvik edilecektir.
Ardından da Diyanet’e imam ve vaiz orduları oluşturmanın kapıları açılacaktır.
Türkiye’de din hizmeti almak isteyenin hiçbir zorluğu yoktur.
TV’ler bu talebi fazlasıyla zaten karşılıyor.
Eğer din temelli bir siyasal örgütlenme niyeti yoksa bu projeye de hiç gerek yoktur.
Cami odaklı bir örgütlenme, demokratik topluma götürmez bizi!
Dost uyarısı
Haberin Devamı

