Terörün İstanbul'a yönelik saldırısı, amaçladığı korkuyu yaratmıştır.
Bu doğru ama Türkiye'nin laik ve demokratik sistemini savunmanın, sadece kendi halkı için değil medeniyetler arasındaki köprüyü kurmak bakımından dünya için hayati bir mecburiyet olduğu gerçeğini de ortaya çıkarmıştır.
El Kaide saldırısının içerdiği "tehdit ve uyarı" Türkiye'nin Amerika ve İsrail'le olan yakın ilişkilerine ve işbirliklerine yöneliktir.
Hedef Türkiye olmakla beraber adres, yeni bir demokratik İslâm anlayışını temsil eden AKP iktidarıdır. Pazartesi günkü Bakanlar Kurulu toplantısından sonra yapılan "timsahın gözyaşları" açıklaması tereddütler yaratmıştı.
Batılı müttefiklerimize yönelen eleştiriler, terör saldırısının iktidarı telâş ve korkuya düşürdüğüne işaret sayılabilir, bu psikolojinin hükümet politikalarını etkileyeceği yolunda beklentiler bile doğurabilirdi.
Fakat Başbakan Erdoğan'ın dün yaptığı grup konuşması doğruları yerine koyan cesur ve onurlu bir çıkış olmuştur:
"Bu saldınyla devlete ya da hükümete verilecek mesaj varsa, bu mesajı elimin tersiyle ittiğimi, ayaklarımın altına aldığımı dünyaya haykırıyorum!"
El Kaide terörü, Türkiye'nin yaşam tercihlerinin doğruluğu yanında dış politika tercihlerinin de gerçekçiliğini onaylamıştır.
Bundan sonra Türkiye'nin ABD ve İsrail işbirliğine temel teşkil eden menfaatler, teröre karşı savaşın dayattığı mecburiyetlerle gelişecektir.
Bu ilişki belki, Filistin'deki acılara son verecek çabaları desteklemekte Türkiye'nin, Amerika ve İsrail üzerinde daha ikna edici bir rol oynamasına yardımcı olacaktır.
Böyle bir sonuç da, El Kaide ve benzer örgütlerin hiç istemeyecekleri bir gelişme olur.
Çünkü dünyada bağımsız bir Filistin devleti istemeyen güçlerin başında El Kaide ve benzerleri gelir.
Çünkü terörün davası olmaz, sadece bahanesi olur!
Adaletsizlikte rekor
Hükümet, devlet dairelerinde iş yaptırırken bağış adı altında haraç vermek zorunda kalan vatandaşların ortak sorununa el attı. Dileriz bu soygun son bulacak. Dünkü açıklama, kamu vakıfları yoluyla yaratılan fırsatların memurlar arasında bile ne kadar büyük ayrıcalıklar ve haksızlıklar doğurduğunu ortaya çıkardı. Meselâ Merkez Bankası çalışanlarının kurdukları vakıf devlet kaynaklarıyla desteklenmiş ve emeklilerine, öteki memurların aldıklarından üç-dört kat emekli aylıkları dağıtmış.
Devlet yardımı durdurulmuş olsa bile bu sürede oluşan birikim, Merkez Bankası çalışanlarını imtiyazlı bir zümre haline getirmiş.
Türkiye'nin kötü kaderini inşa eden adaletsizlikleri açıklayan bir ibretle karşı karşıyayız:
Bal tutanlar parmak yalıyor, öbürleri de avuçlarını yalıyor!
Doğru cevap!
Terörün İstanbul'a yönelik saldırısı, amaçladığı korkuyu yaratmıştır
Haberin Devamı

