Başbakan, milletvekillerinden önce milleti ikna etmeye çalışarak işe doğru yerden başladı.
Lübnan’a asker gönderme konusunda milletin kendisi ikna edilirse vekillerini karar safına çekebilmek kolaylaşır.
Medyada ve siyasette sağduyulu insanları dehşete düşüren kışkırtıcı ve korkutucu görüşler resmi geçit yapıyor. Seçimler yaklaşırken iktidara alternatif yaratmak azmiyle konuyu saptıranlar, bir barış misyonunu adetâ İsrail yanında Müslümanlara savaş açma noktasına kadar vardırdılar.
Oysa mesele esas olarak, işgal edilen toprakları BM misyonu içinde İsrail’den geri alıp Lübnan’ın egemenliğine iade etmek değil mi?
Barış görevi için...
Başbakan dün “Ulusa Sesleniş” konuşmasında önemli saydığımız tespitler yapmıştır:
“Kapılarımızı kapatarak etrafımızı saran alevlerden kurtulamayız. Süreçlerin içinde yer alarak olayları doğru istikamete yönlendirebiliriz.”
“Ortadoğu’da barış ve adalet tesis edilmedikçe dünyanın istikrara kavuşması, huzur bulması mümkün değildir.”
İsrail’in 1967 sınırlarına çekilmesi gereğini artık Batılılar bile görüp seslendirmeye başlamıştır. Kendini izole eden ve bölgeyi İran’ın nüfuz alanı olmaya terk eden Türkiye böyle bir sürece katkıda bulunabilir mi?
Başbakan, Türkiye’nin güçlü ordusunu milli menfaatlerimizin de temelinde yer alan bölgesel barışa hizmet yolunda kullanmak gerektiğini açıklıkla ortaya koymuştur.
Tabii kamuoyunun haklı hassasiyetini tatmin edeceğini umduğu şu güvenceyi de vererek:
“Hizbullah’ın silâhsızlandırılması gibi bir görev BM barış gücü için söz konusu değildir ve olmayacaktır. Gönderilecek güç barışı korumakla görevlendirilmiştir. Savaşan bir güç olmayacaktır.”
Risk hesabı yapmak
Bunlar, kısır siyasete feda edilemeyecek değerlendirmelerdir. Risk yok mu? Elbette var ama bunun hesabı, risk korkusu ile kenarda durmanın Türkiye’ye kaybettireceği menfaatlerle kıyaslanarak yapılmalıdır.
Lübnan’da askerimizin hak etmediği bir saldırıya uğraması ihtimali sıfır değildir. Ama bunun çaresi diplomasi kanallarını kullanarak nükleer krizde Türkiye’nin arabuluculuk yardımına muhtaç İran’ı etkilemek ve onun güdümündeki Hizbullah’ı yanlış yapmaktan uzak tutmaktır.
Yoksa “gitmiyoruz” deyip BM Güvenlik Konseyi’ndeki üyelik iddiasından vazgeçmek ve AB karşısındaki en önemli kozumuz olan “medeniyetler arası köprü” özelliğimizi terk etmek değil.
Hiç bir unvan maçı, kenarda oturan birileri tarafından kazanılamaz.
İsabet ettiremem korkusuyla atılmayan kurşunlar karavana sayılır.
Türkiye gücünü barış misyonundan esirgeyemez.
Doğru adres
Başbakan, milletvekillerinden önce milleti ikna etmeye çalışarak işe doğru yerden başladı
Haberin Devamı

