Direnen son kale

Haberin Devamı

Yüksek yargının kararları, hukukun üstünlüğüne dayanan demokrasilerde sorun çözer, kavgayı bitirir.

Bizde tersi oluyor.

Danıştay’ın dün açıklanan türban kararı iktidar sözcülerinin intikam kokan tepkileriyle karşılaştı.

Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitim Giriş Sınavı (ALES) sonbahar dönemi kılavuzunda, adaylara başı açık fotoğraf çektirme ve sınava başı açık olarak girme zorunluluğu getirilmemişti.

Eğitim-İş Sendikası iptal davası açtı.

Danıştay 8. Dairesi türbanlı adaylara yeşil ışık yakan düzenlemenin yürütmesini durdurdu. Hem de oybirliği ile...

Haber üzerine AKP sözcüleri ateş püskürdüler. Grup Başkanvekilleri Bozdağ ve Elitaş mahkemenin ideolojik davrandığını ve utanılacak bir karar aldığını iddia ederken YÖK Başkanı Özcan “Çok üzüldüm; karara itiraz edeceğiz” dedi.

İdeolojik davranan taraf hiç şüphe yok ki iktidardır. Çünkü Danıştay, türban konusundaki Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatlarını sahiplenmekten başka bir şey yapmamıştır.

Karar gerekçesinde bu açıkça yazıyor.

Ne kadar dayanacak?

Bu mahkemelerin, anayasayı korumak bağlamında bundan böyle daha uyanık olmalarını gerektiren sebepler çoğalmıştır.

Başta türban yalnız üniversitede okuyan kızlar için isteniyordu. O yasak bir oldu bitti ile delindikten sonra asıl niyet açığa çıktı.

Bir yandan ilk ve ortaöğretim okulları zorlanırken bir yandan da Başbakan türbanın kamuya eninde sonunda gireceğini söylemeye başladı.

Son Danıştay kararının akademik personel giriş sınavı için verilmiş olması manidardır.

İslâmi bir rejimin altyapısını oluşturma yolunda gözünü budaktan sakınmayan iktidara karşı yüksek yargı daha ne kadar direnebilir?

Bunu tahmin etmek kolay değil.

Çünkü iktidar, kendi seçtiği üyelerden oluşmuş yeni Anayasa Mahkemesi’ni Yargıtay ve Danıştay’ın üstüne koyan bir düzenleme tasarlıyor.

Yargı bağımsızlığının çökmek üzere olduğunu, tarafsız bilim adamları (Tarihçi Bernard Lewis gibi) Atlantik’in öbür kıyısından bile görüyorlar.

Peki Türkiye’deki sessizlik neyin nesi?

O, iktidarın tehdit gücünden, bir de direnme ve uyarma sorumluluğu taşıyanların yeteri kadar cesaret sahibi olmamasından ileri geliyor.

Diyanet niye suspus?

Yürütmenin bir görevi de yargı kararlarına itaati sağlamaktır. Ama dikkat edin ilköğretim okullarının kapılarındaki türban zorlamaları çoğalmaya başlamıştır.

Organize mi bunlar?

Yönetimden teşvik ve himaye mi görüyor?

Şanlıurfa’daki olaya bakıp 7-8 yaşında çocukların kendi iradeleriyle eylem yaptıklarını söyleyemeyiz. En fazla onların acımasızca kullanıldıklarından şüphe edebiliriz.

“İnancımız nedeniyle takıyoruz” dediklerinden belli... Birilerinin başlarını bağlayıp okula gönderirken soranlara ne diyeceklerini öğrettikleri o kadar açık ki...

İnsan merak ediyor; bu çocukları yargıdan başka koruyacak bir kurum, bir güç, bir akıl, vicdan yok mu?

Devlet bütçesinin aslan payını alan Diyanet İşleri Başkanlığı niçin suspus oturuyor?

Diyanet’in yeni kadrosu “Rejimin laik yapısını savunmak işimiz değil” diyebilir.

Ama 7 yaşında çocukların tesettüre girmesi dinimizde var mı; hiç değilse bu kadarına müdahale etmeleri gerekmez mi?

Sonuçta kimse onlardan laikliği savunmasını beklemiyor; bari dini ve din bahanesiyle kullanılan çocukları korusunlar.

Ayıp değilse bile günah uyarısı yapsınlar!

DİĞER YENİ YAZILAR