Başbakan sakıncalı gördüğü konu ve sorunları, muhalefeti baskı altına alarak gündemden uzak tutuyor.
Öylesine suçluyor ki, hedef aldığı partide kendini savunma telâşından vakit bulup meramını anlatacak hâl kalmıyor.
Son grup konuşmasında üniversiteye girişte katsayı uygulamasına son vererek imam hatiplerin önünü açan karar için Danıştay’a giden CHP’yi hedef tahtasına koydu.
Can alıcı darbeyi vurmadan önce dikkatleri şu soru ile üstüne çekti:
“Siz bu imam hatiplerden neden rahatsız oluyorsunuz? Meslek liselerinden neden rahatsız oluyorsunuz?”
Sonra cevabı yine kendisi verdi:
“Dindar bir nesil gelmesin! Herhalde bundan...”
Tabii ki şimdi YÖK kararı, imam hatiplere sağlanan imkân, toplum hafızasından uçup gidecek, geriye “CHP’nin dindar bir nesil istemediği” suçlaması kalacaktır.
Bu hüküm doğru mu?
Hiçbir parti böyle toptancı bir hükme hedef yapılamaz.
Tek başına DP iktidarından önceki son CHP hükümetinin başbakanı Ord. Prof. Şemseddin Günaltay’ın din ve tarih bilimine hizmetleri dahi CHP’yi böyle bir haksızlıktan korumaya yetmelidir.
CHP meslek okulları içindeki imam hatiplere itiraz etmiyor; itirazı imam hatip okullarının sistematik olarak yaygınlaştırılıp laik eğitimin alanını kapsamasına, başka bir deyişle bütün okulların sonunda imam hatipleşmesinedir.
Bunu bilmeyen yok ama Başbakan’ın başarılı taktiği tartışılmasına imkân bırakmıyor.
İnsanların dindarlığını değerlendirmeye tabi tutma hak ve yetkisi peygambere bile verilmemişken bunu Başbakan’ın yapmaya kalkışması kabul edilemez.
Kaldı ki son zamanlarda polemiklere tarihten referanslar getirme alışkanlığı yerleştiren Başbakan, Atatürk’ün din hakkındaki sözlerini ve özellikle de şu sözünü hatırlayarak CHP’yi o suçlamadan sakınmalıydı.
“Türk Milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum.”
Yaşar Nuri tecrübesi
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, sözünü sakınmayan itibarlı bir din bilginidir.
CHP’de istifa ile sonuçlanan milletvekilliği tecrübesi ona din-siyaset ilişkilerini derinine anlamakta kapı açmıştır.
Başbakan’ın sözünü ona sordum.
CHP’yi bu şekilde nitelemenin haksız olacağını anlattı.
Siyasete alet edilmeyen ve çıkar amacı gütmeyen dindarlığı en yoğun olarak bu partinin milletvekilleri arasında gördüğünü söyledi.
Dindarlığı tekel gibi sahiplenip rakip partileri din karşıtlığı ile suçlamak dinen hak değilse bu yapılana ne ad vermek gerekir?
Tabii ki dinin siyaseten istismarı...
Laiklik de zaten toplumu bu tür tehlikelere karşı koruyan bir sigortadır.
Genç nesillerin kafasını çelmeye, soğutup ondan uzaklaştırmaya çalışan bin türlü tertibe rağmen “Niçin laiklik” sorusuna en doğru cevabı yine Atatürk vermiştir:
“Dört halifeden sonra din, daima vasıtai siyaset, vasıtai menfaat, vasıtai istibdat yapıldı. Artık bu milletin öyle hükümdarlar, öyle âlimler görmeye tahammülü ve imkânı yoktur.”
Başbakan Erdoğan Mısır’ı ziyaretinde yeni düzeni kuracak olanların laiklikten korkmamaları gerektiğini belirtmiş, Müslüman bir siyasetçi olarak laik devletin başbakanı olmasını örnek göstermişti.
Ama Başbakan’ın imam hatipler bağlamında CHP’ye yönelttiği haksızlık ve ayrımcılık hiç de iyi bir örnek değildir!
Dindar bir nesil
Haberin Devamı

