Vatandaşın hangi inanca bağlı olduğunu bilmek devleti niçin ilgilendiriyor?
Yeni Nüfus Hizmetleri Yasası nüfus cüzdanındaki din hanesine kişinin bağlı olduğu dini yazdırabileceği gibi boş da bıraktırmasına imkân tanıyor.
Yasanın esnekliği, laik bir hoşgörünün varlığını düşündürüyor ama gerçek öyle mi? Bizce hayır!
Çünkü Anayasa'nın 24'üncü maddesi "Kimse dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz" diyor.
Oysa bu haneyi dolduran da boş bıraktıran da zorlanacak.
Din, Tanrı ile kul arasındaki ilişkidir. Laiklik, bu ilişkinin dokunulmazlığını güvence altına alır. Bu güvence neden zedeleniyor?
Türkiye, din sömürüsü üzerinden ticaret ve siyaset yapılan bir ülkedir. Başbakan bile "inananlar-inanmayanlar" ayırımı yapabilmekte, böyle bir hak ve yetkiye sahip bulunmadığını sık sık unutabilmektedir.
Şimdi bir de "Nüfusunda İslâm yazmayanların cenaze namazı kılınmasın" telkinini içeren itirazlar duyuluyor. Yazar İsmail Nacar "İnanmayan kişinin cenaze namazı kıldırılmaz" demiş.
O kişinin inancı ve imanı hakkında kim, hangi hakla hüküm verecek?
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Bardakoğlu'nun bu telkinlere cevabı, dinimizin yüceliğini yansıtan özlü bir ders mükemmelliğindedir:
"Biz camide musalla taşına konan her insanın namazını kıldırmayı görev biliyoruz. Onun geçmişini araştırmak, inancını irdelemek olmaz!"
Türkiye'de uzun zamandır "Laiklik din ile devlet işlerinin ayrılmasıdır, o halde devlet dinden elini çeksin ve Diyanet İşleri teşkilâtı kaldırılsın" savına dayalı bir tartışma da yürüyor.
Teorik olarak haklı görülebilecek bu görüşün İslâm'da ve Türkiye pratiğinde hiç akıllıca olmayacağını şu son "din hanesi" tartışması kanıtlamıyor mu?
En kötüsü, cehalete uşaklık!
"IMF uşaklığı" edebiyatı üzerine yapılan siyaset, halkın cehaletle beslenen duygularını sömürmektir.
IMF emperyalizmin icra memuru değildir, hastalanmış ekonomilerin kendi iradeleriyle başvurdukları bir kliniktir.
AKP kendisini "IMF uşağı" olmakla suçlayan partilere "Asıl uşaklığı siz yaptınız" diye köpürecek yerde bu imkânı en verimli şekilde kullanan hükümet olmanın fiyakasını yapabilmelidir.
Türkiye IMF ilişkisini disiplin içinde yürüterek krizden bu yana sürekli büyürken enflasyonu düşürme imkânını da elde etti. Sorunlarımız bitti mi? Hayır..
İşsizlik ve yoksulluk altımızı oymaya devam ediyor. Bu yüzden asayiş bozuluyor ve 100 liraya kiralık katil tutulabiliyor.
Herkes bilmeli ki IMF olmasaydı daha iyi değil daha kötü durumda olacaktık.
Siyasetçiler kavranılan yozlaştırıp birbirlerini tahrip için kullanacakları yerde eğitime, ekonomik büyümeye ve istihdama daha çok kafa yormalı, nüfus artışına fren yapmadığımız takdirde duvara toslamaktan bizi hiçbir gücün kurtaramayacağını görmelidirler.
En meşum uşaklık, cehalete uşaklıktır!
Din hanesi
Vatandaşın hangi inanca bağlı olduğunu bilmek devleti niçin ilgilendiriyor?
Haberin Devamı

