Dilsiz şeytan mı?

Haberin Devamı



Asker ocağı kutsaldır kültürümüzde. Balyoz davasında olanları duyduğunda kim bilir kaç kişinin

içi cız etmiştir!

Tutuklu sanıklarından emekli albay Kemal Dinçer, sözü edilen planın yazımında, düzenlenen seminerde hiçbir görev almadığı halde zulme uğradığını anlattı uzun uzun.

Sonra mahkemenin “bunca yalan ve düzmece belge içinde gerçeği bulacağından endişeli” olduğunu belirterek, yüreğinden taşan isyanı şöyle ifade etti:

“Bilip de susanlara soruyorum; dilsiz şeytan olmaya değer mi makam?”

Hakim şaşırdı, “Dilsiz şeytan diyerek kimi kastediyorsunuz?” diye sordu. O da sıraladı:

Dönemin Genelkurmay Başkanı Özkök, Kara Kuvvetleri Komutanı Yalman ve Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Başbuğ...

Silivri mahkemelerinin peşinde olduğu suçu ve suçluları ortaya çıkarmak elbette kimsenin itiraz edemeyeceği bir hedeftir. Ama gerçeği doğru yerlerde mi arıyoruz yoksa masum hayatları ve kurumları perişan mı ediyoruz?

Burada yapılan yanlışın bedelini yalnız acı çeken aileler ödemiyor, TSK da değerleri aşınarak ödüyor.

Silivri tecrübesini yaşayan bir orduda emir komuta ilişkisinin temeli olan disiplin ve güven duygusu kalır mı?

Allah korusun şartlar sıkıyönetim gerektirse kritik görev için emir alan bir ast, düşünmeden amirine “baş üstüne” der mi?

Görevin gereği olarak ortaya çıkacak bir riski bu askerler alır mı?

Mahkemedeki albayın o sözü, TSK içindeki ilişkilerin ve komuta hiyerarşisi içindeki benzersiz güven duygusu ile itaat geleneğinin yerlere düştüğünü gösteriyor.

Başbakan seçimden sonra galiplere yakışan bir jest yapıp, şikâyetçi olduğu siyasetçilerle gazeteciler hakkındaki davalarından vazgeçti.

Yumuşama yararlı olacaktır ama burada durursa yarım kalacaktır.

Başbakan’ın öfke döneminin tahribatını onarmak daha gani bir yürek daha büyük bir adım gerektiriyor.

Hiç kimse yargının, hele de “özel yetkili” sıfatını taşıyan kesiminin iktidardan, dolayısıyla Başbakan’dan ve öfkesinden etkilenmiş olmadığını söyleyemez.

Başbakan’ın, Silivri mahkemelerinden ceza vermelerini değil asıl adaleti sağlamalarını beklediğini söylemesi, samimi olarak istemesi çok iyi olur.

Bunun zamanı geldi, geçiyor bile!

YÖK artık!

Olmayacak bir şey duyduğumuzda “yok artık” diye tepki gösteririz ya...

Bundan sonra “YÖK artık” diyebiliriz.

Çünkü en olmayacak şey, en fazla YÖK kadar olabilir!

YÖK Başkanı Prof. Özcan üniversite sınavları arifesinde üniversite adayı öğrencileri ve ailelerini şoke eden bir iddia ortaya attı: Sorular çalınmıştı ve bir AKP milletvekilinin e-mail adresinden dağılacaktı.

Ve iddia çok ciddi idi!

Bu ülkede bozgunculuk çıkarmak isteyenlerin zahmete girmesine hiç gerek yok. Maşallah yönetici diye seçilenler ve ne gaf yaparlarsa yapsınlar makamlarından sökülemeyenler bu işi en âlâsından yapıyorlar.

Her ihbar gerçek değildir. Gençlerin motivasyonunu kötü etkileyen bu “kopya alarmı” konusunda YÖK Başkanı vebal altındadır.

Her ihbar dikkate alınsa hiçbir iş yürümez.

YÖK Başkanı ihbarı yapan yetkilinin kimliğini açıklamak zorundadır.

Yanlış alarm veren olduysa bu teşhir edilsin.

Sorular gerçekten çalındıysa hırsızlar bulunsun. Yeter artık..

ÖSYM devletin en sağlam yerlerinden biriydi. Son sınavlar nedeniyle görüyoruz ki devlet orasından çürümüş, yıkılıyor.

Gençlerin altında kalmasını seyretmek yerine erken ve radikal davranmak gerekiyor.

Bu kurumları başındakilerden acilen kurtarmak gerekiyor!

DİĞER YENİ YAZILAR