Dikkatli olalım

Uluslararası medya dün Türkiye'yi göklere çıkaran haber ve yorumlarda birleşti. "Tabuları yıkan adımlar Türkiye'yi AB'ye yakınlaştırdı. Yeni bir dönem başladı." Genelde yansıyan kanaat budur

Haberin Devamı

Uluslararası medya dün Türkiye'yi göklere çıkaran haber ve yorumlarda birleşti. "Tabuları yıkan adımlar Türkiye'yi AB'ye yakınlaştırdı. Yeni bir dönem başladı." Genelde yansıyan kanaat budur.

Demokratikleşme reformları, idamın kaldırılması, Kıbrıs konusunda uzlaşmacı politikalar hep olumlu puanlardı. Ama reformların günlük yaşamı değiştirmediğine yönelik eleştiriler, aralıktaki AB zirvesi için riskler taşıyordu.

Hapisteki 4 eski DEP'li milletvekilinin serbest bırakılması ve gerçekleşen Kürtçe radyo - TV yayını, bahaneleri ve kaygılan geçersiz kılmıştır.

Yabancı medya kuruluşları gelişmeleri genel bir bakışla överken Alman Osnabrücker Zeitung gazetesi, değişimin farklı bir boyutuna büyüteç tutmuştur.

Gazeteye göre yargı, sonunda bağımsızlığını yani hukuki duruma göre karar verme serbestisini kullanmıştır. Bu da devlet yönetiminin ilerleme iradesine açıklık kazandırıyor. Tüm bunlar ümit ve cesaretimizi artırıyor. Ama sorumluluklarımızı da..

Özgürlüğüne kavuşan eski DEP'lilerden Hatip Dicle dün VATAN muhabirine "Savaş kışkırtıcılığı, ırkçılık, şiddete davet yanlışına düşmemek koşuluyla özgürce konuşmaya devam edeceğiz" demiş.

Buna hakları vardır. Ama toplumsal vicdan onlardan da namuslu bir özeleştiri yapmalarını bekliyor. Söyleşisi içinde geçen iki cümle beni rahatsız etti:

"AKP, Kürt sorununu PKK sorunundan ayrı ele almaya devam ederse çıkmaza girer. Beş yıl süren ateşkes döneminde esaslı bir adım atılmadı. Bu silâhlı güçlerin özgürce siyasi yaşama katılmaları sağlanabilirdi.."

Tam tersine akıl, Kürt sorununu terör olgusundan ayırmayı emrediyor. Terör Türkiye'ye kan, kaynak ve zaman kaybettirmiştir.

Kürt gerçeği kabul edilmişse, farklı kültürlerin zenginlik olduğu keşfedilmişse, bu PKK terörünün yenilmesi sayesinde olmuştur.

Barış ve özgürlüğün cömertliğini kanıtladığı bir tecrübeden geçiyoruz. Hepimiz dikkatli olmalıyız..

1 numaralı gündem
Depremin üstünden beş yıl geçti. Bu zamanı müneccimlik yaparak ve felâket senaryoları üreterek israf ettik.

Oysa şimdiye kadar İstanbul'un okul ve hastaneleri başta, tüm kritik yapılarını depreme dayanıklı hale getirmek zorundaydık.

Tahminler doğru çıkarsa 7,6 büyüklükteki bir depremin ardından sadece İstanbul'u ayağa kaldırmak için 50 milyar dolar gerekecek. Oysa şu anda harcanacak 5 milyar dolar bu maliyeti en aza indireceği gibi büyük can kaybını da önleyecektir.

Prof. Celâl Şengör dün tekrar uyardı: Beklenen büyük deprem 2 saniye sonra da olabilir, 50 yıl sonra da..

Hükümetlerin azami görüş uzaklığı bir sonraki seçimdir. Üst sınır 50 yıl olduğuna göre bu hükümetten de ümit yok demektir. Ne yapacağız? Prof. Şengör "Biz bilimsel sonuçları ortaya koyarak görevimizi yaptık. Şimdi toplumun reaksiyon göstermesi lâzım" diyor. İstanbul'u depremin uykuda yakalamasını önleyecek sivil inisiyatifi nasıl oluşturacağız?

Hayatta kaldığımız her günün 1 numaralı gündem maddesi bu olmalı!

DİĞER YENİ YAZILAR