Devlet yalnız ceza mı verir!

Haberin Devamı

Yılın “Basın Özgürlüğü” ödülünü kazanan iki gazeteci hakkında 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
Hem de onlara ödül kazandıran bir haber yüzünden!
“Telekulak Skandalı”nı açığa çıkararak iletişim hakkını müdahaleden, Türkiye’yi de büyük ayıptan kurtaran VATAN muhabiri Kemal Göktaş ile Milliyet muhabiri Gökçer Tahincioğlu bu ödülü fazlasıyla hak etmişlerdi.
Ama savcı, mahkeme kararının “gizli belge” olduğunu iddia ederek ve kararı veren hakimi hedef gösterdiklerini öne sürerek iki gazeteciyi suçladı.
Oysa iletişimin izlenmesi kararı, niçin hakimi örgütlerin hedefi yapsın?
Ve mahkemenin aldığı karar niçin “gizli belge” olsun?
Bütün vatandaşlar, telefon konuşmalarının dinlenmekte olduğunu “derin şüphe” yoluyla zaten tahmin ediyorlar.
Karanlık işler çevirenler ise bu konuda sade vatandaştan daha tedbirli davranıyorlardır.
Devletin yargı organı bu iki gazeteciye ceza değil Gazeteciler Cemiyeti’nin yaptığı gibi ödül vermelidir. Hiç değilse bir teşekkür...
Çünkü onların becerisi ve çabası devleti bu çağda uğrayacağı en ağır utanca batmış halde yaşamaktan kurtaran uyanışı getirmiştir.
Göktaş ile Tahincioğlu’nun açığa çıkardığı gizli izleme ile ilgili mahkeme kararı ardından Yargıtay, Jandarma’nın aynı konuda altı aydır bekleyen talebini reddetmiştir:
“Amacı ne olursa olsun hiçbir kuruma, demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanlar şüpheli görülerek ülke genelini kapsayacak şekilde yetki verilemez.”
Sayın savcı, Yargıtay’ın verdiği bu doğru kararda, iki başarılı gazetecinin payı olmadığını söyleyebilir mi?
O haberin toplum vicdanını olumlu yönde etkilemiş olduğunu inkâr edebilir mi?
Böyle seçkin bir hizmet, hapse atılarak mı karşılık görmeli?

Uzlaşma gereği var

Orgeneral Başbuğ, devletin dayandığı sütunların güçlendirilmeye muhtaç olduğunu düşünüyor olmalı.
Görevi Büyükanıt’tan devraldığı toplantıda ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet kavramlarına vurgu yapmasını, alışılmış bir tören konuşmasının gereği gibi algılayanlar yanılmışlardır.
Çünkü aynı vurgu 30 Ağustos mesajında tekrarlanmış, Askeri Tıp Akademisi’ndeki mezuniyet töreninde üç adet sütunun üstüne yazılarak adeta görmek istemeyen gözlere sokulmuş ve nihayet dün Anıtkabir defterine yeni komutanın eliyle kaydedilmiştir:
“Ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet yapısı üzerinde yükselen Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ilke ve devrimlerinin aydınlattığı yolda yürüyüşüne devam edecektir.”
Gösterdiği ısrar, yeni komutanın bu alanda en azından yetersizlik gördüğünü düşündürüyor.
Mesajı iktidarın değerlendirmesi ve bir uzlaşma yaratılması iyi olur. Güven duygusunun yerleşmesi buna bağlı çünkü.
Başbakan “Etnik milliyetçiliğe, bölgesel milliyetçiliğe ve dinsel milliyetçiliğe karşı olduğumuzu söyledik ya” diye itiraz edebilir.
Ama bunların aynı şeyler olmadığını ve iki tarafı buluşturmadığını kabul etmesi gerekir.
AKP neye bağlı olduğunu değil neye karşı olduğunu tekrarlayıp duruyor.
Devletin dayandığı değerleri açıkça tarif etmesini iktidardan yalnız asker değil herkes bekliyor.
Hele yeni bir yaşam biçimini çivili sopalarla dayatan haydutların siyasi koruma altında dolaştığı bir ortamda!

DİĞER YENİ YAZILAR