Yargılama süreçlerine katılmak adalete hizmet etmenin tek yolu değildir.
Nobel Barış Ödülü sahibi Elie Wiesel şöyle demişti:
“Adaletsizliği önleyecek gücümüzün olmadığı zamanlar olabilir ama adaletsizliğe itiraz etmeyi beceremeyeceğimiz bir zaman asla olmamalı!”
Sami Selçuk hayatını hukuka ve yargı mesleğine adayarak adalete hizmet etmiş Yargıtay Başkanlığı’ndan emekli olmuş bir şahsiyettir. Wiesel’in idealize ettiği insan tipine tıpatıp uyuyor:
Şimdi adalet dağıtmıyor ama adaletsizlik karşısında da susmuyor, itiraz ediyor!
“Adıyla siyasallaşan bir dava: Ergenekon” yalnız hukukçuların değil, yargıyı siyasi intikam heveslerine kurban eden bazı “kanaat önderleri”nin de okumaları gereken bir kitaptır.
Türkiye’de insanlar kolay karalanır.
Bu kitabın önemi şuradan geliyor:
Hiç kimse yazarını kötüleyemez, kötüleyen çıksa bile kimseyi inandıramaz.
Sami Selçuk’un siyasi anlamdaki tarafsızlığı zaman zaman gizli bir AKP sempatizanı olduğu şüphelerini dahi davet etmiştir. O nedenle uyarılarını hukukun üstünlüğüne inanan herkes ciddiye almalıdır.
Sami Selçuk “siyaset karışmış yargı kirli adalet salgılar” diyor!
Eleştirilerini doğrudan yapmıyor. Hukuk neyse onu söylüyor, siz uygulamayı hatırlayıp yanlışı belirliyorsunuz. Ve anlıyorsunuz ki bu dava Türkiye’ye ağır zararlar vermiştir.
İnsan onuru saldırıya uğramış, bireyin özgürlüğü, konut dokunulmazlığı, adil yargılanma hakkı yerle bir edilmiştir.
Sami Selçuk “Olayda hukuksal yanlışlıklara değinenleri ordu yanlıları bunları dile getirmeyenleri ordu karşıtı diye göstermek ve karalamak sığlıktır” diyor.
Çok doğru... Çünkü bu sığlıkta adalet karaya oturur.
Peki devleti kimler kurtarır, sistem nasıl arınır?
Bu amaçta Sami Selçuk, cesur olmaları için gaza getirilen hâkim ve savcılara değil görevlerini hukuka uygun biçimde yapan hâkim ve savcılara muhtaç olduğumuzu söylüyor!
Ne değişecek acaba?
Kabine değişikliği dün gerçekleşti.
Hayırlı olsun!
Lider eksenli partilerin iktidarında şu veya bu kişinin bakan olması halkı etkilemez.
Çünkü insanlar bilirler ki bu tür nöbet değişikliklerinin bakan koltuklarının kumaşını değiştirmekten pek farkı yoktur!
O veya bu bakan değişince kriz hafifleyecek işten atılanlar geriye dönecek, terör bitecek siyasetçiler rüşvet yemekten vazgeçecek değildir.
Keşke tersi olsa...
Ama ümit etmek bir ihtiyaçtır ve kabinedeki revizyonun bazı önemli mesajlar içerdiğini düşünmek istiyorum.
Mali sistemi Ali Babacan’ın kontrolüne veren yeni yapılanma, dağınıklıktan mustarip yönetime yeni bir soluk getirebilir.
Nitekim Babacan’ın yeni rolü, ekonomi çevrelerinde olumlu bekleyişler uyandırmıştır.
Hüseyin Çelik’in Milli Eğitim’den, Mehmet Ali Şahin’in Adalet Bakanlığı’ndan gitmesi, iktidarın yeni bir şans talebidir.
AKP’nin en tedirgin edici icraatı eğitim alanında oldu. Çelik eğitimin milli karakterine zarar veren bir bakan olarak anılacak.
Çağdaş görünüşlü Nimet Çubukçu’nun hasarı telâfi yolunda ne kadar istekli olacağını, kendisine nereye kadar izin verileceğini göreceğiz.
Adalet Bakanı Şahin’in gidişi, yolsuzluklar ve özellikle Deniz Feneri davası nedeniyle AKP’de yaşanan prestij kaybına çare olarak düşünüldü ise yerinde bir tedbirdir.
Başbakan bu değişimin krediye dönüşmesini istiyorsa Deniz Feneri ile perdesini açacak olan bir dizi “gösteri”yi hemen başlatmalıdır!
Dersimiz hukuk
Haberin Devamı

