Deniz Feneri cızzz!

Haberin Devamı

Deniz Feneri e.V, Almanya tarihinin en büyük sosyal dolandırıcılık davasına damgasını vurdu.

Bu karmaşık dava, halkın merhamet duygularını istismar eden üç kâğıtçıların, “yardım yapacağız” diye topladıkları paralarla zengin olmalarının hikâyesidir özetle.

Alman adaleti, soyulan merhametli insanların paralarını geri alamadı.

Soyanların birkaçını itirafçı oldukları için hafif cezalara çarptırdı ve “asıl suçlular” diye gösterdiği “büyük kelle”lerin listesini dava dosyası ile beraber çok gecikmeli olarak Türkiye’ye gönderdi.

İktidarın bahsinden hoşlanmadığı konuların başında bu Deniz Feneri geliyor.

Şu anda derneğin iktidar partisi ile ilişkili olduğu şüpheleri henüz kanıtlanmamıştır ama dernek yönetiminin AKP’ye yakınlığı şüphe götürmüyor.

O nedenle Deniz Feneri’nin Türkiye soruşturması çok ağır ilerliyor.

“Ağır da ne kadar ağır?” diye soracak olursanız...

Gerçek deniz fenerlerinden biraz daha hareketli diyebilirim!

Başa çıkmak zor

Ankara Başsavcılığı’nın bir gemi alımı nedeniyle Baltık cumhuriyeti Letonya’dan adli yardım talebinde bulunduğunu öğrendik.

Deniz Feneri takımının 2007 Şubatı’nda “Baltic Kristina” adlı gemiyi derneğin yardım paraları ile satın alıp üstüne oturduğu Frankfurt mahkemesine sunulan iddianemede yazılmıştı.

Ama adalet, o gemiye bile el koyup dolandırılan 40 milyon Euro’yu aşkın paranın 1.1 milyonunu olsun kurtarmayı başaramadı.

Çünkü bu suç örgütü, yeri gelince hücumbot kadar hızlı ve kıvrak olabiliyor.

Nitekim cezaevindeki adamları adına sahte noter vekâletleri çıkarıp koca gemiyi ortadan kaldırmışlardır!

Siyasi himaye gören bu suç örgütünün Türkiye uzantılarını yakalamak, dolandırıcılarla ilişkisi bulunmayan bir iktidarın işbaşına gelmesine bağlıdır.

Yürek gerek...

Yoksa iki günlük işlerin 6 ay sürdüğü resmi iletişim temposunda çalınmış paralar çoktan ikinci kuşak varislere geçmiş olacaktır.

İktidar Deniz Feneri’ne karartma uygulamak uğruna, basın özgürlüğü konusunda AB kurumları ile kötü olmayı, suçlanmayı dahi önemsememektedir.

Türkiye cephesindeki soruşturmanın hızlanacağını kimse beklememelidir.

Şu iki örnek bile yeter:

1. Erzincan C. Başsavcısı İlhan Cihaner, iki cemaatle ilgili soruşturma başlatmıştı. Hakkında hemen üç disiplin soruşturması açıldı ve telefonları dinlemeye alındı. Açtığı soruşturmalar önlendiği gibi “Ergenekoncu” diye çamur attılar.

2. Cumhurbaşkanı Gül’ün “kayıp trilyon davası” nedeniyle yargılanması ve “Sayın Öcalan” diyen Başbakan hakkındaki takipsizlik kararının kaldırılması gerektiğini savunan Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz da müfettişlere havale edildi.

Deniz Feneri ile uğraşan savcı inşallah yüzme biliyordur!

DİĞER YENİ YAZILAR