Bizim bazı köylüler “demokrasi” demezler “demorkırâsi” benzeri bir ifade kullanırlar.
Ben bu söyleyişi hep alaycı bir dokundurma olarak yorumlarım.
Türkiye’deki uygulamanın demokrasi olmadığını bu şekilde anlattıklarını düşünürüm.
Ankara’daki parti merkezlerine kapanmış lider kadroları günlerdir milletvekili adaylarını belirliyorlar.
Aslında buna -demokratik ve adaletli bir seçim yapmadıklarına bakarak- “gizli kapaklı işler çeviriyorlar“ demek daha yerindedir.
Vicdanı hür, cesur insanlar bassa o toplantıları ve içerde milletvekili adaylarını seçen liderlere “Siz neler karıştırıyorsunuz? O yaptığınız işi ne hakla yapıyorsunuz?” diye sorsalar, hangisi ikna edici bir cevap verebilir?
12 Eylül darbecilerini 31 yıl sonra yargılamak için hukukun yan yollarında çıkış arıyoruz. Unutmayalım ki o cunta aradığı meşruiyeti “lider sultası“ eleştirisi yaparak bulabilmişti.
Çünkü darbe anayasasını yapan Danışma Meclisi’ni bile beş kişi, yani beş general seçmişti. Bizim demokratik denilen parlamentomuzu, partilerin başındaki “tek adam”lar seçiyorlar.
Ankara’da gizli gizli, harıl harıl bu iş yapılıyor şu anda.
Demokrasi ucubesi
Çok yazık ki bu seçimi de kaçırdık. Çünkü AKP’nin becerikli kadroları yarışın adaletini ne pahasına olursa olsun kazanmak uğruna kurban ettiler.
Dünyanın bütün demokrasilerinde propaganda imkanlarını partiler adalet içinde paylaşırlar. Bizde iktidar tüm kamu ve özel sektör araç ve imkânlarına el koyduğu gibi muhalif sesleri de korku ile susturmaktadır.
Seçim harcamalarının sınırlı ve şeffaf olmadığı demokrasi yoktur dünyada.
Bizde devlet yardımını bile, aslan payını iktidar partisi alacak şekilde meclise girmiş partiler paylaşırlar. Seçim harcamalarının sınırı bulunmadığı gibi siyasetin finansmanı ile ilgili bir yasa da yapılmamıştır.
Rejimi demokrasi olmaktan çıkaran büyük rezillik ise yüzde 10 oranındaki seçim barajıdır. Barajda boğulan partilerin oyları, daha çok iktidar partisine “avanta milletvekillikleri“ kazandırmaktadır.
Reform yapmak için önce bu haksızlık ve çirkinliklerin düzeltilmesi gerekir.
Aksi halde Türkiye, bize “demokratik reform” olduğuna inandırılan yeni tecavüzlerle demokrasiden uzaklaşıp “demorkırâsi”ye doğru sürüklenmeye devam edecektir.
Bari hile olmasın
Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) önceki gün Türkiye’yi, cezaevinde en çok gazeteci bulunan ülke ilân etti.
İçerdeki 57 gazeteci ile daha önce utanç listesinin başında yer alan Çin ve İran’ı ikiye katlamışız.
Kalitesi kötü de olsa seçimin topluma tanıdığı bir imkân vardır.
O nedenle sonraki seçimin daha büyük zorluklarla geleceğini düşünerek yürümek lâzım önümüzdeki 12 Haziran’a.
Herkes her şeyi hafife alabilir ama partiler hiç değilse sandık güvenliğini ihmal etmemelidir.
Tekin olmayan bir coğrafya burası.
Mezardakiler sandığa gelebilir.
Üniversiteye giriş sınavında şifrelerle hayatın yönünü değiştiren ahlâksızlık bilgisayardaki denenmiş hüneri ile oylara adres değiştirebilir.
Milletvekillerini liderler seçtiler.
Hiç değilse halkın 12 Haziran’da yapacağı parti seçimi hileye, harama kurban gitmesin.
Sandıklara parti görevlileri gözleri gibi bakacak, oylar sayılırken başında duracak, sandık tutanağını eliyle partisine götürüp teslim edecek, partiler de Yüksek Seçim Kurulu’nun bilgisayar programına bağlanmış işlemlerini, eğitimli görevlileri ile izleyecek. Başka yolu yok.
Bu senaryonun seçim gününe kadar defalarca provası yapılmalı!
Demorkırâsi
Haberin Devamı

