Demokrasi eksik olunca

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı’nı dinlerken birçok önemli mesajın kaybolup gideceğini düşündüm, üzüldüm.

Çünkü sorunları takip edecek, tartışacak toplumsal güçler bastırılmıştır.

Sendikalar ve üniversiteler, Ergenekon tarafından yutulma korkusu ile sindirilen pek çok sivil toplum kuruluşu gibi mezar sessizliğine gömülmüş durumda.

Toplumla etkileşim içinde olmayan muhalefet partilerinin gündem oluşturma ve çözümleri sürükleme yeteneği yazık ki iş bitirici olamıyor.

Yine de Cumhurbaşkanı Gül’ün dün verdiği iki mesaj iz bırakacaktır. Ama süreçleri olumlu etkileyecek mi; emin olamayız.

Çünkü AKP iktidarında devletin zirvesindeki üç makam tarafsız kimliklerini kaybetmiştir. Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı ve Anayasa Mahkemesi Başkanı kritik her sorunda iktidardan yana taraf olduklarını saklayamıyorlar.

Bu durum sadece onlara zarar vermiyor, zaman zaman savundukları doğru kararların uygulanma kabiliyetini de zayıflatıyor.

Yine de “Kürt açılımı” diye başlayıp “demokratik açılım” adını alan süreç konusunda yaptığı “elinizi çabuk tutun” uyarısını yabana atmamak lâzım.

Yeni millet adacıkları...

Cumhurbaşkanı, ne olduklarını açıklamadığı “yeni imkânlar”ın terörle mücadelede önümüze açıldığını, içerdeki olumlu gelişmelerle uluslararası şartların uyumlu hale geldiğini ve terörü bitirme imkânlarını Türkiye’nin önüne getirdiğini belirterek parlamentoya şu uyarıyı yaptı:

“Dünya konjonktürünün ve bölgesel dengelerin terörle mücadelede önümüze çıkardığı olumlu şartların ve fırsatların ilelebet devam edeceğini düşünmemeliyiz. O nedenle kararlı ve hızlı hareket etmeliyiz...”

Çözüm ararken düşülebilecek tehlikeli yanlışlar konusundaki uyarıları da yerindeydi Cumhurbaşkanı Gül’ün:

“Hiç kimse farklılıkların varlığını millet içinde yeni millet adacıkları oluşturmak şeklinde anlamamalıdır... Etnik, dini ve kültürel farklılıkları uç ayrılıkçı fikirlerin zemini haline getirenler çağın gerisinde duruyorlar demektir. Birlik ve beraberlikten herkesin tek tip bir kalıp içinde erimesini anlayanlar da çağın ruhuna aykırı davranıyorlar...”

Daha çok muhalefete örtülü eleştiriler getiren konuşmanın en önemli eksiği hükümete “artık siz de tartışma gündemine sunacağınız önerileri belirleyin ve açıklayın” anlamında bir yumuşak hatırlatmanın bile olmamasıydı.

Biraz tarafsızlık olsa...

“Millet adacıkları” oluşmasından sakınan Cumhurbaşkanı, “Türk”ü bir alt kimlik gibi algılayıp ikide bir “Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Boşnak, Alevi, Sünni” diye sayıp döken Başbakan’a bu kötü alışkanlığından vazgeçmesi için örtülü bir mesaj gönderse fena mı olurdu?

Tersine, çok iyi olurdu...

Cumhurbaşkanı, yeni dönemde iktidarın meclise getirmesi beklenen yargı reformuna da açık destek verdi.

Keşke bunu yaparken iktidarın toplum katında daha itibarlı ve güvenilir duruma gelmeye mecbur olduğu gerçeğini de ortaya koysa ve tavsiyelerini sıralasaydı.

Gül “Yargı reformu partiler tarafından ve toplumun tüm kesimlerinde özgürce tartışılmalı ama partizanca yaklaşımların konusu olmamalıdır” dedi.

“Olmayacak duaya amin demek” böyle durumlar için geçerli herhalde.

Başbakan “Hiç kimse kendini millet iradesinin üstünde görmeye kalkmasın” diyor ama bu sözün doğruluğu, kendini hukukun üstünde görmeye kalkışan bir iktidarın varlığında zedeleniyor.

İnanılırlığını yitiriyor.

Dün TÜSİAD’ın sıcak gündemini Doğan Grubu’na kesilen öldürücü vergi cezasının iş dünyasında yarattığı endişeler oluşturuyordu.

Yok edici ağırlıkta bir vergi şantajı, bağımsız medyanın şakağına dayanmış silâh olarak dururken Cumhurbaşkanı reformun nasıl ve nerede özgürce tartışılacağını hayal ediyor acaba?

Çankaya Köşkü’ne son teknoloji ürünü yalıtım mı yaptılar?

Adalet ve özgürlük Türkiye’de her gün biraz daha kayboluyor!

DİĞER YENİ YAZILAR