Darbe çağına son

Haberin Devamı

Darbe lideri Kenan Evren dün Ankara’da kendisini sorguya çeken savcıya iki buçuk saat ifade verdi.

12 Eylül darbesinin kudretli generalini otuz yılı aşkın süredir koruyan dokunulmazlık dokuz ay önce yapılan referandumda kaldırılmıştı.

1982 Anayasası’nın darbecilere koruma sağlayan maddesinin yürürlükten kaldırılması, Evren ve arkadaşlarının yargılanmaları yolunu açıyor mu?

Otoriteler ikiye bölünmüş durumda.

Bir kesim “Anayasal hak bağlamında yargılanmaktan kurtulanların geriye dönük olarak yargılanmaları mümkün değil” derken, halk oyu ile gerçekleştirilen Anayasa değişikliğinin darbecileri yargılamak amacıyla yapıldığını savunanlar, yargılamadan kurtulmak konusunda “kazanılmış hak” olamayacağını öne sürüyorlar.

Yarın darbe yapan beşlinin yaşayan ikinci üyesi Havacı Orgeneral Tahsin Şahinkaya hastanede ifade verecek.

Sonra dava açılacak mı, açılmayacak mı; savcılık bu kararı oluşturacak.

İş orada da bitmeyecek, tartışmayı mahkemeler sonuçlandıracaktır.

Perdenin ne şekilde kapanacağını belki yaşlı darbeciler görmeyecek ama darbe soruşturması bile tek başına, dava açılırsa yapılacak yargılama ise haydi haydi demokrasi geleceğimiz açısından bir dönüm noktasına işaret edecektir.

Çünkü bir ibret oluşuyor:

Türkiye’de darbe yapmanın hiçbir mazeretle savunulamayacağı;

Darbecilere halk oyundan geçmiş Anayasa’nın bile dokunulmazlık sağlamadığı ve sağlamayacağı, yeni açılan tarih sayfasının en başına yazılacaktır.

Evren, darbe öncesi kan gövdeyi götürürken kendilerini “Daha ne bekliyorsunuz?” diye sıkıştıranları, darbe günü “kurtulduk” diye sokaklarda dans edenleri, elini bile öpenleri hatırlayarak esef edebilir, unutkanlığı bir nankörlük hastalığı olarak suçlayabilir.

Bu ifade alma işini seçim haftasına denk getiren bezirgânlığı, tamahkârlığı ayıplayabilir de.

Ama doğru olan hedeftir.

Darbeyi bazı durumlarda meşru sayan gelenek olmasaydı Türk Silâhlı Kuvvetleri yine kanı durdurur ve ülkeyi kurtarırdı.

Ama şiddet ve karmaşayı sivil hükümeti devirmek için kullanmaz, sivil hükümetin emri altında başarır ve demokrasiyi de yüceltirdi.

Çifte talihsizlik

Gelişmiş demokrasilerde halk, kararını içine sindirmiş seçmenler olarak sandığa gidiyor.

Bu şansı iki seçimdir Türk halkı kullanamıyor.

Çünkü parti liderlerini yuvarlak

masada buluşturarak tartışmalarını sağlayan TV yayını Başbakan’ın direnişi yüzünden yapılamıyor.

Yapılabilse halk sadece partilerin vaatlerini öğrenmekle kalmaz, geniş çaplı kıyaslama imkânı da bulabilirdi.

Bu “büyük sınav”ın baskısı da liderleri o randevu öncesinde daha dikkatli ve doğrucu davranmaya mecbur ederdi.

Araştırmacılar seçimin son iki haftasındaki çabaların sadece kararsız seçmenleri etkilemeye dönük olduğunu söylüyorlar.

Yani bunca zahmet, bunca masraf, o yüzde 10-15 dolayındaki kararsızı sandığa gitmeye razı etmek için...

TV’deki buluşmayı gerçekleştirme imkânı yaratılamadığı için liderler ne yapıyor?

Birbirlerinin yüzüne bakmalarına olanak tanımayacak hakaretleri karşılıklı olarak sıralıyorlar.

TV’de tartışarak ikna etmeye çalışacakları kararsızları, meydanlardan avaz avaz tahrik ederek kutuplaştırıyorlar.

TV tartışmasının, liderin rızasına bağlı bir lütuf olmadığını, demokrasinin yüklediği bir mecburiyet olduğunu Başbakan’ın gözden kaçırması bir talihsizliktir.

Bu hakkı kendisinden esirgeyen lidere ceza verme bilinci gelişmemiş seçmen ise başka bir talihsizliktir!

DİĞER YENİ YAZILAR