Dalaveresiz

Haberin Devamı

Anadolu’da halkın “lûgat parçalamak” diye adlandırdığı bir konuşma tarzı vardır.

Bir konuyu süslü, etkileyici sözlerle anlatma üslubunu böyle nitelerler.

Elbette marifet ister ama dinleyenler katında samimiyeti çoğu zaman şüpheyle karşılanır.

Başbakan “demokratik açılım”a sağlam bir taban oluşturmak amacıyla Dolmabahçe’deki ofisinde düzenlediği kahvaltılı toplantılar dizisinin sonuncusunda dün yazarlara hitap etti.

Konuşma öncekiler gibi sevgi, saygı barış, kardeşlik temalarıyla işlendiği için yine duygulandırıcı ve etkileyici idi.

Mesela “maziden aldığımız ilham ve güçle istikbali hep birlikte inşa etmek istiyoruz” dedi.

Bu Cemil Meriç’in düşündürdüğü sevgi köprüsü idi.

“Bir gün saf, dalaveresiz bir su birikintisi bulup orada kendimizle yüzleşebileceğimize inanıyoruz” dedi.

Bunun ilham kaynağı Cahit Zarifoğlu idi.

Başbakan acaba temiz bir suyun yardımcı olacağı yüzleşmeyi kendisi için yapıyor mu? Yapmalıdır.

Aksi halde toplumun bilincinde yeni ufuklar açma arzusunu gerçekleştiremez, sadece lûgat parçalamış olur; o kadar!

Başarı neden kaybolur?

Mesela gördüğü saygının kaynağını merak etmelidir. Sevgiden mi, korkudan mı besleniyor, aramalıdır. Davete katılmayan yazarlar için kullandığı ifadeler bu ihmalin ipuçlarını veriyordu:

“AK Parti’ye karşıyım, katılamam derse bu bizi incitir.”

“Biz herkesi bir çizgiye çekmeye, tek tipleştirmeye, herkesin bizim gibi düşünmesini sağlamaya asla çalışmıyoruz.”

Bu sözlerin gerçeği tam yansıtmadığını, estirilen devlet terörü etkisiyle düşüncelerine ve eline fren yapmak zorunda olan medya mensupları olarak en yakından biz biliyoruz.

Başbakan’ın söylediklerinin, özünden çağlayan düşünceler olmasını elbette hepimiz isteriz. Ama halkın önemli bir kesimi şüpheler taşıyor. Başbakan kabahati başkasında aramamalıdır.

Öylesine engeller var ki, onlar yüzünden iktidarın başarıları önemsizleşerek gözlerde kayboluyor.

Mesela kadrolaşmanın dayandığı ayrımcılık laik rejime yönelik tehlikenin sürekli ilerlediği korkusunu uyandırıyor.

Tekrarlanan günahlar

Yargı bağımsızlığına son verecek anayasa hamlesi bile aynı tehlikenin farklı bir cepheden kendini göstermesi gibi geliyor.

Tayyip Erdoğan “demokrasi araçtır” ve “millet istemezse laiklik tabii gidecek” sözlerinin on yılı aşan bir süredir tedavülde kalmasına neden izin verdi?

“Onlar benim çıraklık dönemi hatalarım” diyebilirdi; halâ diyebilir. Ve bu kabulleniş bazı hataların ısrarla sürdürülmesi alışkanlığında fren etkisi yaratabilir.

Ama yapmıyor.

O kaynaktan gelecek oyları feda edemiyor.

Başbakan, bize örnek gösterdiği düşünürleri biraz da kendi örnek alsa ya...

Mesela ne zaman “Demokratik Açılım” konusuna girse hemen başlıyor:

“Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Arabı, Romanı, Alevisi, Sünnisi...”

Bu tanımlamaları sık sık tekrarlamanın etnik milliyetçilik duygularını tahrik ve teşvik ettiğini ülkenin yazarları ve düşünürlerinden onlarcası defalarca yazmış, uyarmışlardır ama işe yaramamıştır.

Başbakan “Türk Milleti” demekten korkmamalıdır. Asıl korkutucu olan Türk’ü büyük bir milleti oluşturan çeşitli soylardan gelip aynı toprakta kaynaşmış vatandaşların ortak adı olarak anmaktan vazgeçmektir.

Bizi “demokratik” olduğunu sandığımız bu büyük hata çıkmaza sürükledi!

DİĞER YENİ YAZILAR