Çocuğu ne soluyacak?

Kıyameti dünya gözü ile görmek isteyenler "Yarından Sonra" filmine mutlaka gitmeliler

Haberin Devamı

Kıyameti dünya gözü ile görmek isteyenler "Yarından Sonra" filmine mutlaka gitmeliler.

Dünya Çevre Günü'ne denk getirilen bu film mağdurları uyarıyor. Kendilerini sınırlama seçeneğini göz ardı eden suçluları durdurulmadıkça bizim gibi biçare kurbanların telâşı neye yarar, bu ayrı soru..

Bilinçlenme hızımız, doğayı hunharca sömürmekten vazgeçmeyen açgözlülüğün hızına yetişebilecek mi?

Yoksa doğayı sömürerek zenginleşen toplumlar, fedakârlığı yine gelişmekte olan ülkelere dayatmanın egoist körlüğü ile kıyameti mi tahrik edecek?

Bugün, çevre konusunda önemli şeyler söyleyen düşünürlerden birkaç alıntı aktarmak istiyorum:

"Çocuğum doğunca ne soluyacak? Tuvaleti olmayan milyonlarca insanın kurumuş dışkılarının tozlarını.. Tonlarca kimyasal atıkları.. Hepimiz, hep birlikte doğayı tahrip gücüne sahibiz. Doğa da artık ölümle tanışabilir.." (Meksikalı edebiyatçı Carlos Fuentes)

"Her saniyede yarım dönüm ormanı yoketmekle meşgulüz ve her gün bir canlı türünü doğadan silmekteyiz. Gökten asit yağmurları yağdırıyoruz ve ne gibi yıkımlara yol açabileceğimizden habersiziz. Kâr amacı güden TV kuruluşları, öğrenmeyi ve esinlenmeyi izleyicilere vermek yerine en aşağı seviyeden programların budalalık batağına gömülmüş durumdalar." (Pulitzer ödüllü astrofizikçi Cari Sagan)

"İnsan, doğanın dengesini yeniden inşa etme görevini üstlenmelidir. Ancak o takdirde yaşamın kendi kendini düzenleyen sistemi sanayinin tahripkârlığı karşısına dikilir." (Çevreci düşünür İvan İllich)

"Temiz içme suyu olmayan ülkelerin, temel yaşam standartlarını oluşturmadan iklim değişikliği ile uğraşmayacakları konusunda gerçekçi olmalıyız." (BP yöneticisi John Browne)

"Sürdürülebilir kalkınma kavramı, Batıının yutturmacasıdır. Nereye kadar kalkınacaksın? Bir hudut yoksa ortada, kirletmenin sınırı da yok. Hedef, sürdürülebilir yaşam olmalı." (TEMA Başkanı Hayrettin Karaca)

Kıyamet filminin figüranları olarak senaryoyu değiştirmek zorundayız.

Hariçten Amerikan gazeli
New York Times gazetesi imam hatip savunuculuğu yapan bir yorumla Cumhurbaşkanı Sezer'in vetosunu eleştirdi.

Gazete vetoyu "demokrasi adına büyük hayal kırıklığı" diye niteliyor.

Bunu söylerken de vetonun "imam hatip lisesi mezunlarına laik üniversitelerin kapılarını kapatan karar" olduğunu iddia ediyor.

Oysa gerçek bu değildir. Veto bu kapıyı kapamadı. Sezer, laik eğitime alternatif din temelli bir eğitim düzeninin kurulmasına ve bu okulların cazibesini artırmak için kapının daha fazla açılmasına itiraz etti.

Gazete Başbakan Erdoğan'ı "korkunun yersizliğine kanıt" olarak gösteriyor. Ama kendisini bugünlere getiren 30 yıllık pişmanlıklarına hiç değinmiyor.

Amerikan medyasının Washington'da pişirilen politikalara sahip çıkma geleneğine New York Times da bağlı kalmış anlaşılan. Ama hedef seçilen ülkenin kendi menfaatlerini gözeten sebeplerine saygısızlık etmek pahasına..

Dışişleri Bakanı Powell'ın Türkiye'yi 'Ilımlı İslâm Cumhuriyeti" diye nitelemesi, gerçekten dil sürçmesi miydi acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR