Çin işkencesini duymuşsunuzdur; adamın kafasını kazırlar, üstüne bir buz gibi, bir kaynar su damlatırlar. 17 Aralık sürecinde bu işkenceyi yapıyorlar! Avrupa Türkiye'nin ebedi aday kalacağı umudunu taşıyordu. Hızımız onları şaşırtmış, karar günü yaklaştıkça da paniğe sokmuştur.
Türkiye'ye sıra dışı bir muameleyi reva görmek, AB değerlerinin inkârı anlamına gelecektir. Çünkü birlik, Helsinki ve Kopenhag zirvelerinde kendini bağlamıştır:
Kopenhag kriterlerini yerine getirdiği takdirde Türkiye'ye "gecikmeksizin" müzakere tarihi verilecektir.
Fransa'nın iç politikadan kaynaklanan zorlukları Türkiye'ye fatura edilemez.
Peki o zaman dün Berlin'de gerçekleşen Chirac-Schröder-Erdoğan görüşmesinden sonra yapılması programlanan ortak basın toplantısından niçin vazgeçildi?
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın medya karşısına çıkmak istememesi, Türkiye'ye yönelik desteğinden vazgeçeceği anlamına gelebilir mi? Buna ihtimal vermiyoruz.
Çünkü böyle bir ihtimal Fransa'yı ve ondan etkilenecek AB'yi Afrika'daki kabile diktatörlüklerinin ahlâk ve hukuk kalitesizliğine indirir ki, böyle bir birlik bizim hedeflediğimiz "muasır medeniyet" adresi olamaz.
Bize göre Chirac sözünü tutacak ama iç muhalefete koz vermemek için susmayı tercih edecektir. Dünkü tavrını mazur gösterecek ek bir sebep de Türkiye'nin alacağı Airbus uçakları için düzenlenen imza törenidir.
"Rüşveti aldı, desteği verdi" türünden yıpratıcı bir eleştiriye karşı Chirac'ın tedbir alması çok görülmemelidir.
AB'nin Amerika'yı dengeleyen bir süper güç olma iddiası Türkiyesiz gerçekleşemez ve bu karar verilmiştir.
İngiltere'nin Washington Büyükelçisi David Manning'in geçen hafta John Hopkins Üniversitesi'ndeki panelde yaptığı konuşma, spekülasyonlardan daha değerlidir:
"AB'de hepimiz müzakereleri başlatmada anlaştık. Türkiye'ye bazı uyanlar yapılsa da, ortaya çıkan olumlu bir tavsiye ve önümüzde bir müzakere süreci var."
İyi ve kötü haberlerin yarattığı işkenceyi 17 Aralık'a kadar çekeceğiz.
Muhtaç olduğumuz sabrın kaynağı, istediğini almayı hak etmiş bir toplum olmanın güven duygusudur.
Siyasi mülteci gibi
Siyasetin bu ülkede ne kadar kötüye kullanılan bir sığınak olduğuna daha ibretli örnek zor bulunur:
Veli Göçer, depremde yıkılan çürük binalarının sebep olduğu ölümler yüzünden 25 yıl hapis cezası yedi.
Düzce depreminde dört ortaklı bir şirketin yaptığı bina da 20 kişiye mezar olmuştu. Ortaklardan Fahri Çakır AKP'den milletvekili oldu, dokunulmazlık zırhına bürünüp kurtuldu.
Öteki ortaklar birer yıl hapse hüküm giydi fakat "iyi hal" den cezalan 10'ar aya indirilip tecil edildi. Bitmedi..
Bunlardan biri Hamza Cebeci idi. Yerel seçimde AKP'den İstanbul Belediye Meclisi'ne seçildi.
Herhalde "yıkılacak binaları en iyi o bilir" diye düşündükleri için Cebeci'yi İmar Komisyonu'na üye yaptılar. Yapsınlar..
Ama bir şeyi unuttular: Bu kafayla Veli Göçer'i de Bayındırlık ve İskân Bakanı yapmaları gerekmez miydi?!
Çin işkencesi
Çin işkencesini duymuşsunuzdur; adamın kafasını kazırlar, üstüne bir buz gibi, bir kaynar su damlatırlar. 17 Aralık sürecinde bu işkenceyi yapıyorlar! Avrupa Türkiye'nin ebedi aday kalacağı umudunu taşıyordu. Hızımız onları şaşırtmış, karar günü yaklaştıkça da paniğe sokmuştur
Haberin Devamı

