Siciline cami içinde adam linç etme günahı ile kan sıçramış bir cemaatin elinden arkadaşımız İlker Akgüngör zor kurtuldu!
Hedef olduğu acımasızlığın tahribatı fotoğrafta görüldüğünden daha ağırdır.
Fiziki yaralar çabuk geçer, asıl sorun derine işleyen manevi etkileridir.
Bu olay, kamu görevi yapan gazetecilerin, kamu menfaatini korumakla yükümlü kurumlar ve insanlardan yardım alamadıklarını, hatta manevi destek bile göremediklerini kanıtlıyor.
Pazar günü VATAN ekibi Beykoz’un Çavuşbaşı bölgesine gittiler.
Çünkü yasadışı yapılaşmanın hızlandığı ihbarı yapılmıştı ve bu yağmanın İsmailağa Cemaati tarafından yürütüldüğü bildirilmişti.
Arkadaşlarımız, cemaat lideri hocanın kale gibi korunan villalarının dış kapısını bu iddiaların doğruluğunu soruşturmak için çalmıştı.
Hedef oldukları muamele aslında sorunun cevabını büyük ölçüde veriyor.
Böylesine azgın bir nefret ancak devlet malını gasp ederken yakalanan haydutlarda kendini gösterebilir.
İşte o nedenle bu fenalıktan, suçluların kendilerini bu şekilde hemen ele verdiklerini düşünerek hayırlı bir işaret bile çıkardık. Ama Başbakan...
O bizi hayal kırıklığına uğrattı.
Görevini yaparken gözünü kan bürümüş saldırganların elinden şans eseri kurtulan İlker Akgüngör’ü arayıp “geçmiş olsun” diyebilirdi, demeliydi ama demedi.
Bu görevi birine verebilir, onun aracılığıyla yerine getirebilirdi, onu bile yapmadı.
Başbakan ayıp etti...
Başbakan ikide bir Yunus’un “Yaratılanı severiz yaradandan ötürü” sözünü tekrarlayıp duruyor.
Bu sözü, bütün insanları ayrımsız seven büyük bir kalbin sahibi olarak söylediğinden şüpheye düşmek, siyasi prim yapacak bir slogan niyetine kullandığını düşünmek şimdi bizim kusurumuz mu olur?.
Türban mağdurlarına cömertçe sunduğu sevgi ve koruyucu sahiplenmeden demokratik toplumun en vazgeçilmez, en saygıdeğer hizmetini yaparken mağdur olmuş bir gazeteciyi mahrum bırakan kendisidir. Kusur onun!
İlker’i de Allah yarattı.
Canını sıkan gazeteciyi bile “yaradandan ötürü” sevmesi gerekirdi.
İnsan düşünmek istemiyor ama yoksa Başbakan’ı “geçmiş olsun” demekten, saldırganları kınamak mecburiyetine düşmekten korkması mı caydırdı?
Mecliste linç edilme korkusu yaşayan bağımsız milletvekili Kamer Genç’e saldıranlar AKP milletvekilleri olduğu için “geçmiş olsun” telefonu açmadı diyelim.
Peki VATAN ekibine saldıranlar nesi oluyor?
Bu, meselenin duygusal yanı, ayrıntıdır. Asıl mesele kamu malının yağmalanması, yağmayı önlemeye çalışan gazetecilere kastedilmesi, bu haydutluğu yapanların sokağa “Cumhuriyet Çıkmazı” levhası dikerek kimliklerini ve hedeflerini cüretle ilân etmesi, çok daha önemlisi ise bu meydan okumanın kendilerine koruma sağlayacağına inanmalarıdır.
Tayyip Sokağı’ndan Cumhuriyet Çıkmazı’na mı gidiliyor?
Çıkmaz sokak!
Haberin Devamı

