Din sömürüsü yapan siyasetçiler yüzünden Cuma günlerimizi İran görüntüleri mi kaplayacak?
Başbakan Erdoğan uyguladığı “Cuma programı”nı genişletti:
Namazı Süleymaniye Camii’nde kıldı.
Sonra Nakşibendi tarikatı şeyhi Mehmet Zait Kotku’nun kabrini ziyaret ederek dua etti. Ardından da Ensar Vakfı’na uğradı.
Bu vakıf, otuz yıla yakın zamandır üniversite kazanan imam hatip mezunlarına burs ve yurt sağlıyor.
Büyüklerimiz “ibadet de kabahat da gizlidir” demişler. Hele siyasetçiler için bu ahlâka bağlı kalmak, cumhuriyet değerlerine saygının da gereğidir.
Ama AKP iktidarından sonra bu gösteriler ayıp sayılmaktan çıktı.
Cemaatler üzerinden siyaset yapmak, cazip geliyor. Çünkü cemaatler oy deposu gibi durarak iştah kabartıyor. Tarikat liderini kazanmak, bir anda yüzbinlerce oyu size getiriyor.
Fakat Başbakan’ın göstere göstere yaptığı son ziyaretler, oylarını şeyh rehininden kurtarmış kentli dindarlara yöneltilmiş bir sempati hamlesi olma niteliğine daha yakın duruyor.
Erdoğan’ın önünde iki hedef var. Ve bu iki hedefin talep ettiği hassasiyetler birbirleriyle çelişiyor.
Meselâ beş ay önce “Kürt sorunu önce benim sorunumdur” demişken geçen gün radikal bir düzeltme yaptı ve “Kürt sorunu değil terör sorunu var” dedi.
Bu manevrayı “cumhurbaşkanı adayı olarak kabul görmenin mecburiyeti” saymış olabilir. Ama güvenini kazanmayı hedeflediği kesimin Cuma günkü programı ile tekrar kafasını karıştırmış, hatta kazandığı puanı misliyle geri vermiştir.
Türban ve imam hatip sözlerini tutamamış olmanın özrünü seçmenine anlatıp yeni umut vermek, seçime giderken parti lideri olarak Erdoğan’a başka bir mecburiyet yükleyebilir.
Ama görüldüğü gibi mecburiyetleri çatışıyor.
O nedenle daha fazla gecikmese iyi olur.
Cumhurbaşkanı olacaksa bu kimliği inşa etmeye çalışmalı, tarikat cemaat madeninden oy çıkarmak ona düşen bir görev olarak kalacaksa Çankaya hayaline şimdiden veda etmelidir.
Utanın!
Ödenek yetersizliği düşürecekse eğitimin düzeyi düşürsün.
Ama bu sorun zengin-yoksul ayrımı yaratmak pahasına aşılabilir deniyorsa hayır, eksik olsun!
Devlet okullarında velileri para ödeyen çocuklara eğitsel avantajlar sağlama ayrıcalığı yaygınlaşmaya, yoksul çocuklara karşı muameleler insanlık suçu boyutları almaya başladı.
Eğer bu okullarda çocukların bir kısmı dünyanın ne kadar adaletsiz, büyüklerin ne kadar bölücü ve sevgisiz olduğunu öğreniyorlarsa şunu derim:
O okullarda buna seyirci kalanlar hem öğretmen olarak, hem anne-baba olarak ihanet içindedirler.
Görevleri, okullarındaki sosyal ve ekonomik sınıfların duvarlarını yıkmak, eğitimin kanatlarını para karşılığı satmamaktır!

