Çare halkın meclisi

Haberin Devamı

Mecliste parti gruplarının toplandığı gündü dün. Genel başkanlar yıldırımlar yağdırdı yine.

Liderler haftada bir kendi milletvekilleri ve taraftarları önünde mutlaka konuşuyorlar. Bu şekilde iman tazeliyorlar!

Sorunları çözen ortak zeminler mi inşa ediliyor bu sayede? Hayır, siyasi kavgalara yeni mevziler kazılıyor.

VATAN’da iki gün eski Yargıtay Başkanı Prof. Sami Selçuk’la yapılan bir mülâkat yayınlandı. Türk halkının dönem dönem uyanan özlemlerini hukukçu derinliği ile yorumlayıp çoğu isabetli tespitler yapıyor Sami Selçuk.

Dediklerinin bir kısmı gerçekleşmiş olsa dünkü grup toplantılarının kürsüsüne çıkan liderler farklı olur muydu bilemem ama konuşulan konular mutlaka farklı olurdu.

Ve milletvekillerinin tabandan getirdikleri sorunlara çözüm arayan tartışmalar yapılırdı.

Prof. Selçuk gerçekleşme ümidini şu an için sıfıra yakın gördüğümüz bir çağrı yapıyor:

“Ey sayın genel başkanlar; gelin demokrasinin olmazsa olmaz kuralları içinde uzlaşın. Demokrasinin gereklerine göre anayasayı yapın, tüm bu olumsuzlukları ortadan kaldırın.”

Tanınmış hukukçunun hedefe yürümek için belirttiği ön şart, seslerini korkusuzca duyurabilen, dokunulmazlığa değil bağımsızlığa sahip milletvekilleri...

Kıblesi millet olmalı

Evet “Bu anayasa toptan değiştirilmeli. Yoksa kaldığı sürece her lider diktatör, her iktidar otoriter olabilir.”

Doğru ama kim yapacak değişikliği?

Bu meclis yapamaz çünkü kıblesi millete değil doğrudan lidere dönük milletvekillerinin oluşturduğu mecliste sadece çatışma ürüyor.

Böyle bir ortamda da anayasa profesörü Serap Yazıcı’nın dediği gibi “Değil anayasa kira kontratı bile yapılamaz!”

Türkiye’nin demokrasiden gelmediği için demokrasi üretmeyecek olan siyasi sistemini düzeltmesi gerekiyor.

Prof. Selçuk bunun için “mümkünse hemen bu gece yüzde 10’luk seçim barajı kalkmalı ve yüzde 3 seviyesine inmeli, önseçim ve tercihli oy sistemleri hayata geçirilmelidir” diyor.

Türkiye’nin muhtaç olduğu güvenceyi liderinden korkmadan vicdanını dinleyecek parlamenterler sağlayabilir. Bugünün çarpık temsil sistemi her türlü kötülüğün ve tehlikenin kaynağını oluşturuyor.

Üç erk tekele gidiyor

Sami Selçuk da kabul ediyor:

“Bütün erkleri yürütme erki kuşatmıştır, kimse kendini aldatmasın!”

Başbakan sayılara bakarak bu gücü demokrasiden aldıklarını savunuyor ama kendini kandırıyor.

Denetimden yoksun sayısal üstünlüğün kışkırttığı ihtiras, iktidarları yanlışa, suça sürüklüyor. Mesela Prof. Selçuk, iktidarın Anayasa Mahkemesi ile Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun üye sayılarının artırılarak bu üyelerin bir kısmını meclise seçtirmek istediğini hatırlatarak uyarıyor:

“Bu ağır bir yanılgı olur. Meclise halk iradesi yansımıyor. Genel başkanlar kimi işaret ederse o seçilir. Böyle bir HSYK ve Anayasa Mahkemesi de asla bağımsız olmaz.”

Diktaya özenen iktidarların aklına gelen ilk çözüm, askere Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi veren TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesini kaldırmayı düşünmek oluyor.

Prof. Selçuk farklı bir saptama yapmış “35’inci madde doğru yorumlanırsa darbeleri engeller” demiştir.

Darbenin hukuki kılıfı olmaz.

Darbe korkusunun zehir etkisine tek gerçek panzehir daha çok demokrasidir.

Liderin değil halkın seçtiği bir parlamentodan başlayarak; haydi...

DİĞER YENİ YAZILAR