Terörle yaşamayı öğrenmek, her kurbanın arkasından bağrımıza taş basarak “Vatan sağolsun” diyebilmek değildir.
Terörle yaşamak emek ister. Ülkenin tüm bireyleri ve kurumları zincirleme sorumlulukla birbirlerine bağlıdır. Halkaların tümü aynı sağlamlıkta olmak zorundadır.
Çünkü biri koparsa zincir kopar!
Eski Adalet Bakanı Prof. Hikmet Sami Türk’e yöneltilen suikast girişimini düşünün...
Bilkent ülkenin en seçkin üniversitelerinden biridir. Burada Anayasa dersi veren Prof. Dr. Türk’ün, cezaevlerindeki açlık grevlerine karşı yürütülen operasyondan dolayı dokuz yıldır bir terör örgütünün intikam listesinde yer aldığını, hatta bir suikast girişiminden kılpayı kurtulduğunu sağır sultan dışında herkes biliyor.
Örgüt bir kızı canlı bomba yapıyor, yanına -bir arıza olur bomba patlamazsa tabanca ile vursun diye- bir de tetikçi koyup Bilkent’e gönderiyor.
İntihar eylemcisi ve suç ortağı Prof. Türk’ün derse gireceği kata çıkıyorlar. Katta 10 derslik var ve Hikmet Sami Türk, 150 öğrencisinin beklediği sınıfa doğru yürürken birkaç adım arkasındaki eylemci, en azından o sınıfta canlı kimse bırakmayacak güçteki bombayı patlatacak olan fünyeyi ateşliyor.
Sesi duyunca korumalar eylemcinin üstüne atlıyor, silâhlı terörist de farkedildiği için kaçmak zorunda kalıyor.
Bu Tanrı’nın lütfu bir mucizedir!
Şimdi düşünün, bu mucize -yani arıza- olmayıp da bir kilo dinamit patlasaydı dün nasıl bir cehenneme uyanacaktık?
Bir ülkenin kaderi pamuk ipliğine bağlı kalamaz. Faciayı tedbir değil, bir arıza önlemiştir.
Deyim yerindeyse “kaza ile kurtulduk”.
Böyle şey olur mu?
Karıştıkları eylemler nedeniyle defalarca polis gözetimine ve cezaevine girmiş iki terörist sahte kimliklerle, bomba ve silâhla üniversiteye sızabilmişse güvenliğimiz mucizelere ve suçluların merhametine terk edilmiş demektir.
Terörle yaşamaya alışmak demek, tehlikelere şerbetlenmek, ölümlere sabır göstermek değil tehlikelere karşı hiç eksilmeyen bir dikkatle yaşamak demektir.
Üniversite yönetimi tedbirde, polis de istihbarat işinde eksik kalmıştır.
Her zaman bu kadar şanslı olmayabiliriz. Dikkat!..
Bu kadarına pes!
Deniz Feneri’nin iktidar partisine ait hayati sırlar sakladığını tahmin etmek için müneccim olmaya hacet yok!
Alman mahkemesinden gönderilen dava dosyasının iki ayı geçtiği halde tercümesi bitmedi.
Üstüne ikinci dosya geldi.
Adli yardım talebi içeren son dosya mahkemenin “asıl failler” dediği kişilere ait ifadeleri ve Deniz Feneri ile bağlantılı 12 şirketin bilgi ve belgelerini talep ediyor.
Alman adaleti, Türkiye’deki bakanlığın suçluları bulmak konusundaki isteksizliğini farketmiş olmalı ki ikinci dosyayı Türkçeye tercüme ederek gönderdi. Herhalde büyükelçilikleri Frankfurt’taki mahkemeyi durumdan haberdar etti.
Ama tedbir işe yaramadı.
Çünkü pişkinlik duvarı aşılmıştır.
Ankara ipe un sermek konusunda benzersiz yaratıcılıklara sahne oluyor: Şu anda ikinci dosyayı Almanlar Türkçeye doğru tercüme ettirmişler mi; o kontrol ediliyor!
Bu iş bittiğinde eğer Türkçesi iyi olmuş mu diye bir edebiyat öğretmenine kontrol ettirmeye kalkarlarsa şaşmayalım!
Bir şüpheli kendini bundan daha açık bir şekilde ele veremez.
Adalet Bakanı’nın korktuğuna değecek büyüklükte bir rezalete hazır olmalıyız.
Tabii şimdiye kadar bütün delilleri ortadan kaldırmadılarsa!..
Canlı bomba ve terörle yaşamak
Haberin Devamı

