Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Genelkurmay Başkanı, görevi başında iken terör örgütü yöneticisi olmakla suçlanmıştır!
Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, işte bu nedenle özel yetkili mahkemede savunma yapmayı reddetmiştir.
İçi kan ağlamıştır. Çünkü özel yetkili mahkemenin adaletine inanmamıştır.
“Suçlamalara Karşı Gerçekler” adlı kitabının önsözüne geçirdiği sitemler asıl başkomutanlığını yaptığı Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin şanlı tarihine gölge düşüren iftiracılara cevaptır.
İlker Başbuğ’un tutuklu olarak cezaevinde kaldığı 2 yıl 3 ayın onda uyandırdığı duygular, hak edilmiş eleştiriler olarak kitapta adreslerini buluyor. Şöyle diyor mesela:
“Yargı aldığı kararlarla sınıfta kaldı.
Siyaset sadece konuşarak ve seyrederek sınıfta kaldı.
Medya gerçeklere dokunmaktan çekinerek sınıfta kaldı.
TSK muvazzafı ve emeklisiyle silâh arkadaşlığına vefasızlık göstererek sınıfta kaldı.
Cezaevlerinde bulunanlar ise aileleri ve sevenleriyle hep dimdik ayakta kaldılar!”
Dün tarihi bir dönemeç geçildi. Anayasa Mahkemesi İlker Başbuğ’un bireysel başvurusunu ele aldı ve talebini haklı buldu.
Fakat gerekçeli karar yazılmadığı için tahliye talebi konusunda karar verememiş olmasını “hak ihlâli” saydı.
Gerçekten de mahkeme, eline verilenleri cezalandırmış ama gerekçeyi yazmaya sıra geldiğinde tıkanmıştır.
Çünkü önyargıya, peşin hükme sebep aramak kolay iş değildir.
Anayasa Mahkemesi’nin 7 aydır karar gerekçesi yazamaması, Silivri’de izlediğimiz trajedinin bir hukuk davasına değil siyasi bir kumpasın son kötülüklerine işaret ediyor.
Tanınmış hukukçular, kararın başka hiçbir işleme gerek duyulmadan İlker Başbuğ’un hemen tahliye edilmesine yetmesi gerektiğini anlattılar dün geç vakitlere kadar.
Ama tahliyeyi sağlayacak işlemler yine Özel Yetkili olan mahkeme tarafından tamamlanacaktı.
Çok daha evvel kavuşabileceği özgürlükle buluşması belki birkaç saat, belki birkaç gün gecikmeli olacak.
Özel Yetkili Mahkemeler’in varlığına son verildi. Ellerindeki davaların bitmesiyle onların da ömrü tamamlanacak.
Yani bitişi de şöhretine lâyık oluyor bu şekilde.
Can çıkar, huy çıkmaz demişler; tam da bu!
Türkiye eğlenceli ülke
Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü Ria Oomen Ruijten son rapor tartışılırken, hoş bir değerlendirme yapmış.
Demiş ki: “Türkiye raportörü iseniz, bir anınızın bile sıkıcı geçmesi ihtimal dâhilinde değildir..”
Hollandalı raportör, tarafsız yargı için bağımsızlığın önemine değinip reformlar için de işbirliği önermiş.
Acı hapı şekerle kaplayıp yutturmak eğlenceli oluyor demek ki...
Can çıkar huy çıkmaz
Haberin Devamı

