Haksızlığa karşı suskun kalmanın felâketli sonuçlarını daha etkili anlatacak bir söz kolay kolay bulamazsınız.
Nazilere karşı eylemleriyle tanınan Alman ilâhiyatçı Martin Niemöller insanlığın geleceğine unutulmaz bir deyiş bıraktı:
“Önce sosyalistler için geldiler, sosyalist olmadığım için sesimi çıkarmadım. Sonra sendikacılar için geldiler, sendikacı olmadığım için sesimi çıkarmadım. Sonra Yahudiler için geldiler, Yahudi olmadığım için sesimi çıkarmadım. Sonra benim için geldiklerinde, benim için sesini yükseltecek kimse kalmamıştı!”
Bu tarihsel uyarıyı bana hatırlatan sebebi, dün okuduğum bir haber yarattı.
Habere göre iktidar partisinin Tanıtım ve Medya Başkanı Hüseyin Çelik partili milletvekillerinden kendisine danışmadan medya karşısına çıkmamalarını istiyordu:
“Söylem birliğinin sağlanması için milletvekillerimizin görsel veya yazılı medyaya açıklama yapmadan, programlara çıkmadan önce Tanıtım ve Medya Başkanlığı ile konuyu paylaşmaları önem arz etmektedir.”
Onlar piyon değil
Toplumu kutuplaşma felâketine sürükleyen cinnetin, demokrasimizi çoğulculuktan nasıl hızla tek adam yönetimine götürdüğünü bu “Propaganda Başkanlığı Emirnamesi” çok dramatik biçimde anlatıyor.
Nazi Almanyası döneminde de Propaganda Bakanı Göbbels her gün Adolf Hitler ile buluşur, görüşlerini alır, sonra onları resmi parti görüşü olarak formüle ederek örgütüne yayardı.
Bizdeki parti liderleri, milletvekillerinin ne düşündüklerini bilmek istemiyorlar. Haftada bir kez yapılan grup toplantıları, liderlerin monoloğu olarak geçiyor.
Parti gruplarını sanki düşünen insanlar değil, güdümlü piyonlar oluşturuyor.
Ve onlar, rejimi hukuktan, insan haklarından koparan, dikta hevesine muhalefet eden aydınları, bilim adamlarını gazetecileri, toplum vicdanını tatmin edecek deliller göstermeden sabaha karşı evlerinden toplayıp hapse atan gözü kararmışlığa itiraz edemiyorlar.
Ama biliyoruz ki “bu gidişin ülkeye de, kendilerine de hayır getirmeyeceğini” aralarında mutlaka konuşuyorlar.
Haksızlığa susamayız
Vicdan taşıyan herkes, kendine saygısını yitirmemek için bir sırdaş bularak da olsa haksızlığa itirazını birileriyle paylaşmak ister.
İktidar partisi içinde kapalı devre yaşanan da budur.
Propaganda Başkanı Hüseyin Çelik isyanını milleti ile paylaşmak isteyecek olan arkadaşlarının önüne baraj kuruyor.
Bölücü katillere bile “demokratik açılım” sunan AKP cömertliği, kendisine iktidar gücü sağlayan milletvekillerinin vicdan ve ifade özgürlüklerini niye kıskanıyor, kısıtlıyor?
İktidar milletvekillerinin liderlerine ve hükümetlerine destek ve bağlılığı, ettikleri anayasaya sadakat yemini ile sınırlıdır.
O sınır aşıldığında yasama organının bağımsızlığı devreye girer toplumu ve rejimi korur.
Kanunsuz emre boyun eğmeyeceğini bildiği bir parlamento da iktidarı yanlıştan korur ve hukukun içinde kalmaya mecbur eder. Türkiye Barolar Birliği’nin cesur uyarısı herkese örnek olmalıdır.
Unutmayalım ki... “Adaletsizliği önleyecek gücümüzün olmadığı zamanlar olabilir. Ama adaletsizliğe itiraz etmeyi beceremeyeceğimiz bir zaman asla olmamalı!”
Çağrışım
Haberin Devamı

