Büyük uzlaşmaya böyle yürümek mümkün değil

Haberin Devamı

Barut ve ateş benzetmesi aşırı olur ama onlar için artı ve eksi kutuplar diyebiliriz.

Başbakan ile ana muhalefet partisi lideri seçimden sonra dün ilk kez Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin toplantısında karşı karşıya geldiler.

Şimşek çaktı demesek bile kıvılcım çıktı.

Yeni bir anayasa için geniş tabanlı bir uzlaşma taahhüdü verdiklerini belirten Başbakan tüm muhalefet partilerine, sivil toplum kuruluşlarına ve igili herkese seslendiğini belirterek önyargılardan arınarak ve birbirimizi tamamlamaya çalışarak, mümkün olan en geniş uzlaşmanın ürünü bir yeni Anayasa hazırlamayı önerdi.

Söyle-git olmaz...

Ardından muhalefetin önemini hatırlattı, Kemal Kılıçdaroğlu’na atfedilen “Stockholm Sendromu” yakıştırmasının CHP hesabına talihsizlik olduğunu söyledi, üç genel ve iki yerel seçim ile iki referandum kazandıkları halde gurur ve kibire ne kadar uzak tevazuya ise ne kadar yakın durduklarını anlattıktan sonra çıktı gitti.

Toplantıyı izleyenler Başbakan’ın gurur ve kibirden sakındıkları konusundaki çabalarının yetersiz kalmış olduğunu düşünürlerken kürsüye çıkan CHP lideri cevabı çoktan verilmiş soruyu gündeme getirdi:

“Demokrasiden söz eden bir kişinin ana muhalefet partisi başkanını dinlemesi gerekir mi gerekmez mi? Karşı düşünceleri dinlemeye tahammülümüzün olması gerekir. Kendi kendinize propaganda yapıp sonra gidiyorsak bu olmaz!”

Dinlemek lâzım...

Cumhuriyet tarihinin en önemli ve en zorunlu uzlaşma arayışının eşiğindeyiz. Eski alışkanlıklarımızı gerçekten değiştirmemiz lâzım.

Ama muhataplarından istemeden önce Başbakan bunu kendi benliğinde ispatlamak zorundadır.

“Kendi sesine aşık olmak, kendi gücüne tapılmasını istemek...”

Başbakan’ın konuşması ve genel havası muhataplarına bu duyguyu veriyor.

Dünkü toplantıda konuştuktan sonra CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun ne diyeceğini merak etmeden, konuşmasını dinlemeden kalkıp gitme yanlışına düşmesi, yeni dönem için yaratmak istediği uzlaşma iklimine zarar vermiştir.

Bu yolda büyük bir fırsatı ziyan etmiştir.

Sadece söyleyen, söylemek istediklerini söyledikten sonra da başka kimseyi dinlemek istemeyen bir lider haline gelmek, Başbakan Erdoğan için asla sahip olmak istemeyeceği bir kimlik olmalıdır.

O Başbakan’dır ve yüzde 50 oyla gelmiş olması onu “Süper Başbakan” filan yapmayacaktır. Görev ve sorumlulukları aynıdır.

Yüzde 50’yi unutmalıdır.

Çünkü böyle bir duygu ayaklarını yerden kesebilir ve “Ben ne demişsem o!...” aşırılığına savurabilir.

Çoğulcu demokrasinin en büyük engeli dinlemesini bilmeyen liderlerdir.

Tayyip Erdoğan değişmek zorundadır.

Çünkü dünkü toplantıda izlediğimiz aktörlerle hayalini kurduğumuz büyük uzlaşmaya yürüyemeyiz!

DİĞER YENİ YAZILAR