Sözünü tartmadan söyleyen siyasetçiler camcı dükkânına giren fil etkisi yaratırlar.
Son günlerde Adalet Bakanı öğretiyordu bu gerçeği bize. Dün Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, onu yaya bırakan bir gafa imza attı.
Brüksel’de bulunan Gönül, elçilikteki Atatürk’ü anma töreninde, korkarız yakında “keşke hiç yapmasaydı” diyeceğimiz bir konuşma yaptı.
Yıllarca valilik ve bakanlık görevlerinde bulunduğu için “devlet adamı” niteliklerini kazanması gereken bir siyasetçi, ülkesi aleyhine kullanılabilecek şeyler söylemez.
Türkiye’ye ve Atatürk’e iftira etmek için pusuda bekleyen odakların ekmeğine yağ sürecek kozlar vermemeyi bilir.
Konuşma yapacağı her ortamı önemser ve danışman desteği almayı da ihmal etmez.
Ama Milli Savunma Bakanı, tüm bu mecburiyetleri ihlâl eden bir tutumla dün, milli devleti yücelteyim derken Türkiye Cumhuriyeti’ne iftira etmiştir.
Şu sözlere bakar mısınız?
“Bugün eğer Ege’de Rumlar (yaşamaya) devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi acaba (Türkiye) aynı milli devlet olabilir miydi?”
“Bugün dahi Güneydoğu’da verilen mücadelede, bu nation building’te (ulus inşası) kendilerini mağdur sayanların katkısını, özellikle tehcir sebebiyle mağdur sayanların katkısını reddedemeyiz!”
Bu görüşler devletin, hatta AKP iktidarının benimsediği bir politika olamaz. Ermeni tehciri konusundaki savunma gerekçelerinin dayandığı resmi tezin inkârıdır bu.
Türkiye düşmanları, Bakan’ın sözlerinden yola çıkarak Türk devletinin ırkçı içgüdülerle davrandığını, azınlıkları tasfiye amacına yönelik politikaları bilinçli olarak yürüttüğünü iddia edecekler, Bakan Gönül’ü de itirafçı tanık göstereceklerdir.
Oysa Cumhuriyet hiçbir dönemde böyle bir suçlamayı hak etmemiştir. Atatürk milliyetçiliği, kültürel anlamda bir milliyetçiliktir. “Türklüğü, Türküm diyebilmek ve bununla övünebilmek şeklinde anlamakta” ve sınırlamaktadır.
Vecdi Gönül, sözlerini vakit yitirmeden geri almalıdır.
Çünkü sözlerini bölücü ihanetten yana sömüreceklerdir. Bu zihniyetin Kürt sorununu çözemeyeceğini söyleyeceklerdir.
Çok da haksız olmayacaklardır!
Yolsuzluk bitmez!
İktidar “yoksulluk ve yolsuzluk” gibi iki illeti bitireceği iddiasıyla geldi.
Ama görüldüğü gibi yoksulluğun yayılmasını seyrediyor. Yolsuzlukları da sadece koruyor.
Frankfurt Başsavcılığı Basın Sözcüsü dün RTÜK Başkanı Zahid Akman hakkındaki kooperatif yolsuzluğu soruşturmasının neredeyse iki yıl önce başlatıldığını açıkladı.
Biz Akman’ın sadece Deniz Feneri ile ilişkili olduğunu sanıyorduk. Meğer “hileli iflas ve dolandırıcılık” temelli kooperatif davasının da sanığı imiş.
Bu gerçeği iktidarın bilmemesi düşünülemez.
Demek radyo-TV alanındaki devlet otoritesini böyle bir şüphelinin temsil etmesi iktidarı hiç rahatsız etmemiş!
Aynı durum, Almanya’da tutuklu Deniz Feneri sanığı Mehmet Gürhan adına sanki İstanbul’daymış gibi vekâletname düzenleyen Noter için de geçerlidir.
Suç ortaya çıkalı neredeyse 2 ay oldu ama Noter matbaa gibi çalışmaya devam ediyor. Çünkü korunuyor. Çünkü iktidarın yakınlarına hizmet ederken kazaya uğramıştır.
Bu zihniyetin egemen olduğu düzende yolsuzluk biter mi bitmez!
Bu söz hemen geri alınmalı!
Haberin Devamı

