Çocuklarla suç ilişkisini araştıran bir rapor, kötü bir geleceğe sürüklendiğimizi gösteriyor!
Hayatboyu Eğitim ve Gelişim Derneği’nin raporuna göre 12 ile 17 yaşları arasında 7 milyon 623 bin çocuğumuz var.
Son üç yılda mağdur ve şüpheli sıfatıyla yargı dosyalarına adı giren çocukların sayısı 1 milyon 124 bin. Yani 7 çocuğumuzdan biri ya mağdur ya şüphelidir. 400 bin çocuk da halen yargılanmaktadır.
Aile kurumunda değişim ve çözülme var. Bu yüzden ihtiyaçları olan sevgiyi veremediğimiz çocuklar, kamu ve toplumsal duyarlılık bakımından da yoksul ve yoksun durumdalar.
Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir tane olsun kadrolu sosyolog bulunmadığını işitmek Türkiye gerçeklerini bilen hiç kimseyi şaşırtmaz.
Ne de olsa Başbakan’ının “Allah ne verdiyse çoğalın” dediği ve herkese en az 3 çocuk yapmalarını tavsiye ettiği bir ülkede yaşıyoruz.
Çocukların suç oranındaki korkutucu artış, daha sorumlu ve daha akılcı davranmak için son şansımızı da kaybetmek üzere olduğumuzun alârmı sayılmalıdır.
AB’de çocuk suçları yıllık yüzde 13-16 bandında yükselirken Türkiye’deki artış yüzde 35-40 oluyor. Çocukları sevmenin ölçüsü sorumluluktur. Çocuklara özel bayram kutlamak yeterli olmuyor.
Çok çocuk istemek, çocukları çok sevmek anlamına da gelmiyor.
Çocukların sayısını değil, yetiştirilen insanın kalitesini yükseltmek gerekiyor. “Çoğalın” diyen zihniyet haklı olsaydı Afrika dünyaya egemen olurdu.
Neden böyleyiz diye sormayın. Başbakan hatırlarsanız 23 Nisan’da yerini devrettiği küçüğe “Başbakan koltuğuna oturdun, istediğini asar istediğini kesersin” demişti.
Dün Asaf Savaş Akat BM’nin Beşeri Gelişme Raporu’nu irdelerken Türkiye’nin çelişkisine dikkatleri çekiyordu.
Türkiye iktisadi gelişmede 57’nci sıraya yükselmişken beşeri gelişmişlik endeksinde 83’üncü kalmış. Yani zenginleşmiş ama kazancını yaşam kalitesini yükseltmeye, eğitime ve sağlığa harcamamış. Hovardalar gibi, kumarbazlar gibi...
Başbakan koltuğunun asma kesme yeri olmadığını bilmem ki hayat başka nasıl öğretir insana?
Sahte bayramlaşma...
Eskiden saygın ve örnek insanlara “mebus gibi adam” derlerdi.
Milletvekillerinin itibarı o kadar yüksekti.
Bir de şimdikilere bakın; büyük çoğunluğu yalnız kendilerine değil tüm siyasetçilere zarar veriyor.
Çoğunun halkın gözündeki konumu, yolsuzluklara bulaştıkları için dokunulmazlıklarının kalkmasını istemeyen, bu sayede adaletten kaçan insanlardır.
Yazık ki yine pek çoğu, bu durumu değiştirmek yolunda hiçbir gayret göstermiyor.
Yaşanan bir olay, partiler arasındaki bayram ziyaretlerinin bile samimiyetten ne kadar uzak olduğuna ibretli bir örnek sergiliyor.
CHP heyetinin veda edip ayrılmasından sonra AKP’li ev sahiplerinin, önlerindeki mikrofonun açık olduğunu fark etmeyerek sarf ettikleri sözler utanç verici, ümit kırıcıdır.
AKP’li Özdalga, partidaşı Aksoy’a, ağırladıkları CHP’lileri iyi tanıdığını belirterek şunları söylüyor:
“Kafaları böyle bunların.. Bunlar zaten oruç bile tutmazlar. Şimdi türban sorununu biz çözeriz diye ortaya çıkıyorlar...”
Partilerimizin birbirleriyle düzgün ilişkiler geliştirmelerini hayal ederken kendimizi kandırıyoruz.
Beşeri ilişki kurma özürlüsü bu kalitesizlik, parlamenter rejimin talep ettiği kalitede siyasal ilişki kurabilir mi?
Kuramaz.
Bayramlaşmaları bile böyle sahte olur!
Bu nasıl sevmek?
Haberin Devamı

