Siyasi rant alanlarında bu iktidarın gözünü budaktan sakınmayan bir alışkanlığı var.
Dün İçişleri ve Savunma bakanları sürpriz bir şekilde üç generali görevlerinden aldılar. Muhalefetin “sivil darbe” diye adlandırdığı olay Türkiye’de ilk kez yaşanıyordu.
Generaller “Balyoz Darbe Planı” kapsamında yöneltilen suçlamalar gerekçe gösterilerek açığa alındılar.
Generallerin üçü de suçlamayı reddediyor. İkisi, Balyoz’a zemin teşkil eden seminere katılmadıklarını kanıtlayabiliyorlar.
Görevleri başında oldukları halde suçlanan 22 general bulunmasına rağmen açığa alınma tedbiri niçin sadece bu üçüne uygulanıyor?
Bu sorunun cevabı bizi iktidar ile asker arasında nerede duracağı belli olmayan bir inatlaşmaya götürüyor:
Ağustos’taki Yüksek Askeri Şûra’da (YAŞ) bu üç general terfi edemedikleri için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne (AYİM) başvurdular. Şûra iktidarın itirazına rağmen bu generalleri, terfi etseler hangi görevlere atanacaklarsa o kadrolara vekâleten gönderdi.
Generallerin istediği yürütmeyi durdurma kararını mahkeme 1 Ekim’de verdi. Kararın 60 gün içinde, yani Aralık ayı başında hayata geçirilmesi gerekecekti.
Resepsiyon cevabı
Belli ki bu mesele hükümet içinde ele alınmış ve iktidarın isteğine ters yönde gelişen süreç radikal bir kararla kesilmiştir.
Terfilerin önünü açan idari mahkeme kararına karşı yapılan bu hamle yasalara uygun olsa bile hukuka uygun mu?
Tepkiler de zaten bu noktada haklılık kazanıyor. Dün CHP adına Kemal Anadol olayı şöyle özetledi:
“Üç general YAŞ kararları nedeniyle AYİM’e gittiler.
Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Yani hak aradıkları için açığa alındılar!”
YAŞ kararlarını yargı denetimine açmak AKP iktidarının övündüğü bir icraattır.
Şimdi haliyle soruyorlar:
“Bu hakkı sadece irticai faaliyetten dolayı tardedilen subaylar için mi getirdiniz?”
Görevden alma kararlarını iki bakanın aynı zamanda oluşturması, kurumsal nitelik kazanmış bir inatlaşmanın varlığını düşündürüyor.
1 Ekim’de çıkan mahkeme kararının önünü kesmek için hükümet niçin 60 günün dolmasına bir hafta kalana kadar bekledi?
Bu soruya cevap arayanlar, Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna katılmayan komutanlara iktidarın bu şekilde tepkisini belli ettiği yorumları ile de karşılaşıyorlar.
Jestle değil konuşarak
Türkiye’de bir asker-sivil çatışması var mı?
Dün vardı ama artık geride kalmıştır.
Kabul etmek gerekir ki bu süreç demokratikleşme adına AKP iktidarına içeride ve dışarıda destek sağlamıştır.
Ama yeter; çünkü ilişkiler artık daha çağdaş bir zemine oturmuştur. AKP liderliği ordunun itibarına zarar veren eylem ve işlemlerin iktidara kazanç getirmeye devam edeceğini sanmamalıdır.
Ordusu ile çekişme halini sonlandıramamış sekiz yıllık bir iktidar olmaz.
AKP yönetimi bu durumun siyasi rant sağlamaya devam edeceğini sanmamalıdır. Ordu, devletin, milletin ordusudur.
Tektir, yedeği bulunmuyor.
Herhangi bir niyeti veya hoşnutsuzluğu iletmenin yolu itibar kırıcı hareketler yapmak kitlesel gözaltına alma kararları çıkarmak veya açığa almak değil, konuşmaktır.
Kimse askerin kaybedeceği itibarın iktidara ekleneceğini sanmasın.
Anayasa’nın kendisine “devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetme” görevi verdiğini Cumhurbaşkanı Gül bir an önce hatırlamalıdır.
Bu iş çok uzadı!
Haberin Devamı

