Siyasetçiler kolay devlet adamı olamıyor. Bu konuda zorluğu olanlara yüksek bürokrasi yardım etmeli...
Fakat ikisinden yana da şanslı değiliz.
Bürokrasimizin Cumhurbaşkanı Gül’ü 8 Ocak’ta Amerika’ya yapacağı ziyaretten vazgeçmeye ikna etmesi gerekirdi.
Amerikan medyası şimdiden başladı:
Başkan Bush aynı gün Orta Doğu gezisine çıkacağı için “araya sıkışan” Gül’ün randevusu alışılmış protokol zorluyormuş.
Görüşme kısa, öğle yemeği ise hızlı olacakmış!
Görüşmenin uzamaması fena değil. Çünkü Türkiye’nin istediklerini Başbakan Erdoğan 5 Kasım’da gidip aldı.
Konuşma uzarsa Başkan Bush’un “Askeri tedbirlerin yanına hangi sivil projeleri koyuyorsunuz?” türü soruları ziyaretin tadını kaçırabilir.
O nedenle resmi görüşmelere “Kuzey Irak’taki işbirliğimiz, Türkiye’deki Amerikan karşıtı tırmanışı durdurdu ve dostluk günlerine dönüşün zeminini yarattı” türünden tespitlere yetecek zamanı ayırmak ve işi uzatmamak hayırlı bile olabilir!
Ama “hızlı yemek” nasıl olacak?
McDonalds, Burger King, Kentucky Fried Chicken gibi “fast food” markalarının TC Cumhurbaşkanı sayesinde bir resmi davette Beyaz Saray’a girmesi?.. Olur mu olur!
Fikir adamlarımız ideolojik değil politik ve ekonomik hedefler peşinde koşan küresel tabiatı nedeniyle AKP’yi yere göğe koyamıyor. Herhalde bu şirketler teşekkür borcu altında kalmayacak. İktidarın yatırımcı ruhu erken gelişmiş mahdumları ne güne duruyor!
Neyse asıl konuya dönelim:
8 Ocak ısrarı yanlış olmuştur.
Hemen çözülmesi gereken bir sorun bulunmuyor iki ülke arasında.
Başkan Bush’un Orta Doğu temaslarını izleyen bir tarihe ertelenmesi, ziyareti daha anlamlı ve yararlı hale getirirdi. Çünkü o durumda Gül, en son gelişmeleri öğrenirdi.
Cumhurbaşkanı da Başbakan da seyahat etmeyi seviyor.
Dışişleri Bakanlığı kaliteli bir turizm şirketi gibi planlama yapmalı ikisini iki ay ara ile aynı başkente göndermemelidir!
Zehirli mesajlar
Elini kana bulamamış itirafçıların hemen evlerine gittiklerinin duyurulmasında kamu yararı vardır, doğru...
Ama itiraflarına kolayca ulaşmak mümkün olmamalıdır. Oysa ulaşılıyor.
Mahkeme evrakı da olsa bu itirafların içerdiği bazı bilgiler kamuoyuna açık olmamalıdır.
Dün evine gönderilen bir itirafçının açıklamaları arasında şöyle bir bölüm vardı:
“PKK’nın değişik bölgelere gönderdiği özel kuvvet personeli, gittiği yerde zorluk çekmesin ve kolay gizlenebilsin diye taşıdığı sahte kimliğe uygun olarak özel eğitim alır. Meselâ turistik bir bölgeye gidecekse onlara kamplarda garsonluk ve cankurtaran eğitimleri veriliyor.”
Bu bilginin toplumda yaratacağı etkiler kalabalıkta dinamit patlatmaktan az değildir. Çünkü söylentiler yaygınlaştıkça kentlerde Güneydoğu kökenli yurttaşların çalışma ve yaşama alanları güvenlik kaygıları ile daralacaktır.
Ülkesine sadakatla bağlı, namuslu insanlar, sırf kökleri yüzünden ayrımcılığın haksızlığına uğrayacaklardır. Şüphelerin işinden edeceği insanlar önce mağdur sonra düşman olacaktır.
PKK’nın da istediği bu değil mi?
İtirafçıların verdiği bilgileri, güvenlik birimleri bilsinler, tedbirlerini alsınlar ama sokağa düşmesine, halkı zehirlemesine ve bölmesine izin vermesinler!

