Balyoz davası sanıklarından yükselen adalet çağrıları mutlaka bir gün karşılığını bulacaktır.
Ama ne zaman?
Adil yargılanma hakları için çırpınan bu insanlar (250’si tutuklu) intikam uğruna kurban edildiklerine inanıyorlar.
23 Nisan törenlerindeki farklı görüntüler bende “Acaba toplumsal barışın ümit ışıkları mı bunlar?” sorusu uyandırdı.
Bayram resepsiyonuna Başbakan ilk kez eşi ile geliyor, TSK’nın komuta kademesi de uzun bir aradan sonra davete katılıyordu.
Başbakan salona girerken Genelkurmay Başkanı ve komutanlar için “Buradalar değil mi, güzel” diyerek memnuniyetini belli etti.
Hınç alınmış...
Başbakan’ın memnuniyetinin kaynağı geçen gün şu sözlerinde ifadesini bulmuştu:
“28 Şubat’ın o en ağır karanlık günlerinde defalarca yumruklarımızı sıkardık, dudaklarımızı ısırırdık. Hep ya sabır derdik. İşte bugün sabrın selâmete erdiği gündür...”
Bayramın mutluluğunu paylaşmakta sergilenen manzara, pek âlâ Silivri’de adalet bekleyen mağdurların da kaderini etkileyecek bir tatmin duygusunun müjdesi olabilirdi.
Yargı iktidardan etkileniyorsa iktidarın şüphe ve kuruntularını aşması halinde ortaya çıkacak yumuşama, adaletin de önünü açacaktır.
Çünkü Balyoz sanıkları özel bir korumanın peşinde değildir. Çoğu adil yargılanma haklarına saygılı bir tutumun özgürlüklerini iade edeceğine inanıyor.
Mesela yurt içi ve yurt dışından birçok saygın bilişim kurumu ve üniversitenin sahte delilleri saptayan bilirkişi raporları yeni bir incelemenin haklı sebebi olabilir.
Ama olmuyor; mahkeme kabul etmiyor.
Suni gündem...
İddianame, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın darbeyi önlediğini yazıyor. Ama Yalman’ın mahkemeye celp edilerek ifadesinin alınmasını isteyen sanıklar dikkate alınmıyor.
Bu haklı taleplerin yerine gelmesini önleyen duygusal sebep ortadan kalktığına yani 28 Şubat’ın ahı aheste aheste çıkmış olduğuna göre adalet için ümitlenenleri hayalci diye eleştirmemek gerekir.
Ama yazık ki iyimserlik ömürlü olamıyor siyaset gündeminde.
Dün siyasetin salı arenası idi. İktidar ve ana muhalefet liderlerinin acımasız ve tahripkâr söylemleri, 23 Nisan’ın uyandırdığı umutları kezzap gibi yaktı, yok etti.
Başbakan, “sabrın selâmete erdiği günler”in niçin keyfini sürecek yerde tek parti devirlerinin karanlığında kavga sebepleri arıyor?
İktidar için, cami tartışmaları ve din istismarı ile örtülmeye muhtaç başarısızlıklar mı var?
Hayır ama Başbakan “öfke sanatı”nın kendisine kazandırdığına inanmış bir kere; vazgeçemiyor.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun da tahrik tuzağına çabuk düşmesi siyaseti gerçek gündemden koparıyor.
Türkiye’nin gündemi tek parti döneminin icraatları mı? Hangi lider kimin dizinin dibinde oturuyor; onu belirlemek mi?
Halkın umuda, havanın yumuşamaya ihtiyacı var.
Gerilim toplumsal sağlığımızı bozuyor!
Bu gerilim hasta eder...
Haberin Devamı

