Ampul bir şey anlatmıyor. AKP amblemini ördek olarak değiştirmeli.
Hoş, şu anda parti tersten dalan bir şaşkın ördek konumunda ama olsun.
Yakalarına takacakları ördek amblemi yönetenleri, aynaya her baktıklarında hınzırca uyaracaktır. Böyle bir denetime AKP’nin şiddetle ihtiyacı var!
Neredeyse tüm milli kurumları ile çatışma halinde olan, bu kafayla ülke yönetilemeyeceği gerçeğini göremeyen, uzlaşma aramak mecburiyetinin kendisine düştüğünü fark etmeyen bir siyasi iktidar olabilir mi?
Olmaz ama bizde var, Allah selâmet versin!
Çoğunluk diktatörlüklerinin meşruiyet ararken ürettikleri çağ dışı “milli egemenlik” tarifi AKP’nin başına dert açsa da baştakiler hâlâ karanlık bir inadın peşinde sürüklendiklerini göremiyorlar.
Tüm yüksek yargı kurumları, iktidar karşısında bütünleşmiş durumda. Yargı erkini meşru savunma mecburiyetine sürüklemek, siyasi iktidar için utanç verici bir mağlubiyet olmalıdır.
Danıştay Başkanlar Kurulu’nun Yargıtay bildirisine tam desteğini ilân etmesinden sonra AKP Genel Başkan Yardımcısı Fırat, iktidar yetkisini anayasanın koyduğu sınırlar aleyhine genişletmek için gözlerini karartmış bir siyasetin sözcüsü görüntüsünde kamuoyunun karşısına çıktı dün.
Hastalığı doğru koydu:
“Türkiye’de esas mesele ‘Kim yönetecek’ sorusu” dedi.
İktidarın son aylardaki ihtirası yargıyı da yutup tek başına yönetmektir!
Anayasa egemenliğin millete ait olduğunu ama milletin bu egemenliği yetkili organları eliyle kullanacağını yazıyor.
Bunun şartı bağımsız yargıdır.
İktidarın da en istemediği şey bu.
Çünkü varlığından endişe duyulan gizli gündemin önündeki tek engel, cumhuriyetin laiklik ve hukuk devleti ilkelerini koruyan güç olan yargıdır.
Fırat dün şöyle bir şey söyledi:
“Siyasi iktidara karşı bürokratik iktidarı destekleyenler...”
Toplumu bölmek yetmedi şimdi, görevleri birbirlerini bütünlemek olan devlet kurumlarını bölmeye mi sıra geldi?
Tehlikede olan rejimse yargı tarafsız olamaz. Yargının varlık sebebi, rejimin değiştirilemez ilkelerini sonuna kadar savunmaktır.
AKP Genel Başkan Yardımcısı dün “Herkes ama herkes milli iradeye ram olmak durumundadır” dedi.
Ram olmak... Yani itaat etmek, boyun eğmek, kendini başkasının emirlerine bırakmak.
İyi ki Türkiye’de hâkimler var.
İyi ki bağımsızlığını korumak yolunda baskılara ram olmayan mahkemeler var.
Ceza ama kime?
Büyük çoğunluk aynı noktada buluşmuş görünüyor:
“Tayyip Erdoğan yasaklı duruma düşse bile ilk seçimde bağımsız aday olarak seçilip meclise dönebilir, yeniden başbakan da olabilir!”
Sabih Kanadoğlu da dün bu görüşte olduğunu söyledi.
Siyasi Partiler Kanunu daha önce bu durumdaki kişilerin “milletvekili adayı olamayacaklarını” açık olarak yazıyordu.
Ama 1999 yılında kanun koyucu “aday olamazlar” ifadesini çıkararak yolu açtı. Şimdi düşünün:
Laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği gerekçesiyle partisi kapatılan, bu sorumluluğundan ötürü siyasetten yasaklanan bir Başbakan ara seçimde seçilip hemen geri geliyor ve koltuğuna oturarak ülkeyi yönetmeye devam ediyor.
Nasıl bir yasak bu?
Ceza ise, kime verilen bir ceza?
Yargılanan parti kendini savunacak yerde yargı kurumuna efelenirken cüretini işte bu “garabet”ten alıyor!
Boyunduruk!
Haberin Devamı

