Kürt açılımı konusundaki fırsat eğer hayal değil de gerçekse çok yazık olacak.
Çünkü dün seyrettiğimiz manzara, bu fırsatın da kavgacı siyaset geleneğimize kurban edileceği tehlikesini doğurmuştur.
Aslında bizim her şeyden önce uygar bir siyaset üslubu üzerine mutabakat, daha doğrusu mütareke sağlamaya ihtiyacımız var.
Başbakan dünkü parti grubunda duygusallıkla kızgınlık arasında gidip gelen bir konuşma yaptı. Teröre çözüm misyonu, Bülent Arınç’ın dediği gibi riskler taşıyor.
Batı’dan gelen sesler, çözüme direnen güçleri ezip geçecek etkiye sahip bir iradenin oluştuğunu söyleyerek AKP iktidarına cesaret veriyor ve “yürü” diyor.
Bu kışkırtmaya uymamak lâzım. Çünkü bir iktidar nasıl anayasayı tek başına değiştiremezse “Kürt açılımı” başlığının örttüğü niyetleri de hayata geçiremez. Hatta telâffuz bile edemez!
İktidarın altyapıyı kurmadan yüksek beklenti yaratması hata olmuştur. Sanki bir kurnaz taktisyen, toplumda uyandırılan umut ve beklentiyi kullanarak muhalefet gruplarını güdeceğini hesap etmiştir.
CHP dinleyecek...
Muhalefetin gözünde iktidar, dilinin altındakini başkalarına söyletmek isteyen bir oyunbazdır şu anda.
Başbakan hitabet yeteneği ile bir yandan ağlattığı arkadaşlarını bir yandan da kötülediği siyasi rakiplerine hınçlandırarak ne elde edeceğini sanıyor?
Acil ihtiyaç “Kürt açılımı” başlığı altında meclisin ortak bir plan oluşturmasıdır.
Başbakan açıkça söylemeli: Bir planı varsa niçin toplumla ve meclisteki partilerle paylaşmıyor?
Henüz yoksa neden çözüm konusunda bu kadar yüksek beklenti yarattı?
Şu aşamada en tutarlı siyaseti CHP yürütüyor. Deniz Baykal dün hükümete net bir vaatte bulundu:
“Ne söyleyeceğinizi bilmiyoruz, sizi dinleyeceğiz. Bizi dinlemek istiyorsan burada biz söylüyoruz, bunları dinle ve ona göre davran.”
Hükümet bu anlayışı takdir edip yararlanmalıdır.
Baykal uyarılar yaparken çözüme katkı sağlayacağını düşündüğü önerilerde de bulunuyor.
Başbakan’ın sık sık “...her etnik kökendeki insan, Türk’üyle, Laz’ıyla, Kürt’üyle, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle” diye sayıp dökmesi bizim de daha önce dikkat çektiğimiz bir hataydı; dün Baykal da uyardı.
Türk’ü bir etnik kimlik tanımı olarak kullanmakla Başbakan hata ediyor. O tanım, bin yıllık bir toplumsal alaşımın ortaya çıkardığı milletin adıdır.
Güven sağlanmalı
Baykal kaynaştırıcı bir yaklaşım adına pozitif ayrımcılığı da destekleyeceklerini söylüyor. En iyi okulların açılmasını istediği bu bölgeye devletin fabrikalar kurmasını öneriyor.
“Bu kaynak israfı olur” diyemez kimse. Asıl israf, okula, istihdama kullanılacak paraların silâha, mermiye, füzeye, helikoptere harcanmasıdır.
Amaç bu mecburiyeti ortadan kaldırmak olmalı.
Kürtçe seçmeli ders olmalı ama “Kürtçe eğitim” başka bir şeydir ve tartışma dışında kalmalıdır.
Baykal dün “Milli eğitime dini sokarak zaten en büyük zararı verdiler. Şimdi etnik anlayışı sokmak istiyorlar” diye eleştiri ve uyarı yaptı.
Başbakan arkadaşlarını duygulandırıp ağlatacağına, yaygın endişelere tercüman olan Baykal’ı cevaplasın.
Açılımın başarısı kırmızı çizgilerin netleşmesine ve iktidarla muhalefet arasındaki güvensizliğin giderilmesine bağlı.
Böyle yürümez
Haberin Devamı

