Bizi inandırsın

Haberin Devamı

Liderlerin parti gruplarında dün yaptıkları konuşmalar, seçim sathına girdiğimizi gösteriyordu.

Başbakan, türban yasağına çözümü seçimlerden sonra getireceklerini açıkladı.

Haber, bu sütunu izleyenler açısından herhalde sürpriz olmamıştır.

Tahmin ettiğimiz gibi Başbakan ve kurmayları, türban sömürüsünün rantından bu seçimde de vazgeçememişlerdir.
Oysa CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun vaat ettiği desteğin şartları iktidar partisinin yerine getirmesi, bir çırpıda dört önemli sorunun çözülmesini sağlayabilirdi.

Türban yasağına hukuki çözüm üretilirken rejimin kanayan yaraları haline dönüşen seçim barajı makul sınıra inebilir, dokunulmazlıklar sınırlanabilir, YÖK de yok edilebilirdi.
Çünkü bu yapıları sürdürmenin bahanesi kalmamıştır artık.
Liderleri izlerken endişeye kapıldım. Seçim geliyor diye tansiyonu yükseltmek halkın ilgisini çekmekte başarısı garantili bir yöntem olabilir. Ama toplumu seçime yedi ay öncesinden başlayarak cendereye sokmanın vebali yok mudur?
Vardır ve olmalı. Çünkü gerilim ve bölünme üreten zehirlenmelere harcanacak bu yedi ay, gündemdeki ihtilâflı konuların çözümüne hizmet edebilirdi.

Neden garanti etmiyor?

Bende bu duyguyu Başbakan’ın konuşması içinde yer alan iki cümle uyandırdı.

Başbakan Erdoğan dedi ki;
“Bizim, birilerinin iddia ettiği gibi gizli bir ajandamız, gizli niyetlerimiz yok.”


“Kimse bu makamların sürekli sahibi değildir. Millet getirir, millet götürür.”

Başbakan’ın konuşmalarını seçilmiş metin yazarlarının kaleme aldığını bilmek insanı tereddüde düşürüyor zaman zaman.

Güzel şeyler işitince “Acaba gerçekten o mu söylüyor?” diye meraklanıyorsunuz.

Önemli bulduğum bu sözleri dün işittiğimde “Bizi bu söylediklerine inandır sayın Başbakan” diye seslenmek geldi içimden. Şimdi onu yapıyorum.

Çünkü iktidarın bazı icraatları arasında özellikle yargının bağımsızlığını tartışmalı hale getiren “operasyon” ve Sayıştay gibi bir kurumun denetim yetkilerini elinden alarak onu işlevsiz bırakmak, gitmemek için her şeyi göze alan diktacı bir tırmanışın şüphesini davet ediyor.
Türban serbestisinin üniversite ile sınırlı kalacağı, ilk ve ortaöğretim ile kamu kurumlarına girmeyeceği konusunda güvence vermek neden zor geliyor; Başbakan’dan bunu da özellikle duymak istiyorum.

Güçlü ama güvende mi?

Ekonomideki başarı ve bunun yarattığı etkinlikle örülen dış siyaset Batı medyasından sürekli övgü alıyor, bunu sık sık izliyoruz.

Başbakan da bu avantajla soruyor:
“Cumhuriyetimiz bugün 8 yıl öncesine göre daha mı zayıftır yoksa daha mı güçlüdür?”

Evet, Cumhuriyetimizin bugün daha güçlü olduğunu kabul edebiliriz ama daha güvenli olduğunu söyleyemeyiz.
Laik rejimi ve ülke bütünlüğünü tehlikede görerek tedirginlik yaşayan bir kitlenin varlığını kim inkâr edebilir?

Birinci görevi Anayasa’yı korumak olan bir mahkemenin başındaki kişi, rejimin güvencesi olan “değiştirilemez Anayasa maddeleri”nin değiştirilebileceğini söylüyorsa buna çok şaşmamak lâzım.

Gerçekten “gizli bir ajanda ve gizli niyetler” yoksa AKP iktidarı bu inanç ve güveni halka vermenin yolunu bulmalıdır.

Bunun yolu da belli:
Başbakan dün “Bu Cumhuriyet, çıtkırıldım bir Cumhuriyet değildir” diyordu.

Doğru olabilir ama onu sürekli dayanıklılık testine tabi tutmanın faydası ve anlamı ne?

DİĞER YENİ YAZILAR